15 Ocak 2022 Cumartesi

BERLİN DUVARI VE EAST SIDE GALLERY

 



BERLİN DUVARI VE EAST SIDE GALLERY




II. Dünya Savaşı´nın sonunda savaşı kaybeden Almanya ve başkenti Berlin işgal kuvvetlerince Amerikan, Fransız, İngiliz ve Sovyet bölgesi olarak dörde bölündü. Kısa süre sonra Batı ittifakı benzer şekilde olan yönetim birimlerini birleştirdi ve tek bir yönetim bölümüne dönüştü. Sovyetler Birliği ise bu birleşmeye karşı çıktı. Batılı işgal kuvvetleri Sovyetler'e karşı Almanya'yı tekrar inşaya girişip komünizme karşı karakol kurmayı amaçladı. Sovyetler de bu girişime karşı Doğu Almanya'da yeni bir rejim kurmaya girişti. Ekonomisi sosyalizme dayanan, siyasi yönetimi otoriter olan Doğu Almanya'dan Batı'ya kaçışlar büyük ölçüde Berlin'den gerçekleşiyordu. Doğu ile Batı Almanya arasındaki katı sınır 1952'de çizilmişti bile. Sadece Berlin metrosunu kullanarak 1955 yılına kadar 1950'lerin başında büyük bir ekonomik büyüme yakalayan Batı Almanya'ya 270 bin insan kaçmıştır. Zamanla tel örgü ve mevzuat değişiklikleri de Batı'ya kaçışı engelleyemez duruma gelmişti. Bunun üzerine bu kaçışları engelleyici bir duvar örme fikri, dönemin Sosyalist Birlik Partisi (SED) lideri Walter Ulbricht'in bir şeyler yapılması gerektiği konusunda Sovyet liderlerine danışması ve onaylarını alması sonucu ortaya atılmıştır. Nitekim Sovyetler Birliği, Batı Berlin'i Doğu Almanya sınırları içinde bir fesat yuvası, kapitalizmin kalesi, karşı propaganda merkezi olarak gördüğü için Berlin Duvarı'nı örmeyi çözüm olarak benimsedi.

Duvar Doğu Almanya’nın içinde ABD güdümünde kapitalist Batı Berlin'i çevrelemek için, Doğu Almanya meclisinin kararıyla 12-13 Ağustos 1961’de bir gecede örülmüştür. Planları tamamiyle gizlilik içinde gerçekleşmiştir. Öyle ki SED genel sekreteri Walter Ulbricht’in 15 Haziran 1961’de, Doğu Berlin’deki bir konferansta Batı Berlinli muhabir Annamarie Doherr’in sorusuna verdiği yanıtta geçen “Niemand hat die Absicht, eine Mauer zu errichten” (kimsenin bir duvar inşa etmeye niyeti yok) cümlesi bunun açık kanıtıdır. Duvarın ilk oluşturulan hali geçişleri engellemeyince yükseltilmiş mayın tarlaları köpekli askerler gözcü kuleleriyle geçiş tamamen engellenmiştir.





1961 yılında Berlin Duvarı'nın yerine önce sadece basit bir tel örgü çekildi. Daha sonra bu örgünün yerine adı kapitalist batıda "Utanç duvarı" olarak da bilinen Berlin Duvarı inşa edildi ve bu tel örgü duvarın üstünde yeniden yer aldı. Doğu ve Batı Berlin'in arasındaki bu duvar, aslında biri 3,5 digeri 4,5 metrelik iki çelik parçadan oluşuyordu. Doğu tarafına bakan duvar kaçmaya yeltenecek insanların kolay görünmesi için beyaza boyanmıştı. Buna karşılık Batı Almanya'ya bakan taraf ise grafitti ve çizimlerle doluydu. Doğu kısmında duvar boyunca yerde çelik kapanlar ve mayın tarlaları bulunuyordu, 186 yüksek gözetleme kulesi ve yüzlerce lamba konmuştu. Doğu tarafında motorsikletli ve yaya polisler ve köpekler de kontrol halindeydi. Duvar boyunca 25 karayolu, demiryolu ve suyolu sınır kapısı yer alıyordu. Tüm bu kontrol ve gözetlemelere rağmen, yaklaşık 5 bin kişi tüneller, evde yaptıkları balonlar ve bunun gibi yollarla, Doğu'dan Batı'ya kaçmayı başardı.

Duvarla birlikte Doğu'dan Batı'ya kaçışlarda en büyük dramlardan biri de Bernauer Strasse'de yaşandı. Nitekim bu sokaktaki evler Doğu'da yer almalarına rağmen ön cepheleri Batı'daydı. İlk başlarda pencerelerden yaralanmayı ve sakatlanmayı göze alan kaçışlar oldu, sonraları bunu önlemek için evlerin pencereleri tuğlalandı. Kısa bir süre sonra ise bu evler tamamen yıkılarak yerlerine duvar örüldü. Doğu'dan Batı'ya kaçmak isterken yaşamını yitiren ilk kişi olarak bilinen Ida Siekmann, 22 Ağustos 1961'de işte burada can vermişti. Günümüzde eski Berlin duvarının bu bölgesinde duvarın bazı kalıntıları ve konuyla ilgili bir müze bulunmaktadır.

24 Ağustos 1961'de ise ilk kez silah gücüyle, 24 yaşındaki Günter Litfin'in Spree nehri üzerinden kaçışı ölümcül olarak engellendi. Sınır nöbetçilerin mermileriyle yaşamını yitiren son kişi ise, duvarın yıkılmasından 9 ay kadar önce 6 Şubat 1989'te kaçmaya çalışan Chris Gueffroy oldu. Berlin duvarını aşmak isterken can verenlerin sayısı hala kesin olarak bilinmemekle birlikte, en az 86 en fazla ise 238 kişi olduğu tahmin edilmektedir. Duvar boyunca, burada yaşamını yitirenleri anımsatan pek çok küçük anıta rastlamak mümkündür.

Günümüzde duvar, sosyal açıdan yer yer kendini fark ettiriyor olsa da, fiziksel olarak hemen hemen hiç algılanmamaktadır. Bir zamanlar duvarın şehrin tam ortasından geçtiği yerler, bugün yeniden imara açılmış, yerini bina, meydan ve sokaklara bırakmıştır, diğer yerler genelde yeniden kullanıma girmiş yol ya da yeşillendirilmiş park alanıdır. Duvarın kimi kesimleri anıtsal amaçlı olarak yerinde bırakılmıştır:

·         Bernauer Straße/Ackerstraße

·         Bernauer Straße/Gartenstraße

·         Bösebrücke, Bornholmer Straße

·         Checkpoint Charlie sınır geçiş kapısı, buradaki ABD sektörüne ait kontrol kulübesi orijinal değildir, orijinali Müttefikler Müzesi'ndedir.

·         Friedrichstraße/Zimmerstraße

·         Schützenstraße

·         East Side Gallery, Ostbahnhof ve Warschauer Platz arasında Spree ırmağı kıyısınca uzanır.

·         Invalidenfriedhof, Scharnhorststraße 25

·         Mauerpark, Eberswalder Straße/Schwedter Straße

·         Niederkirchner Straße/Wilhelmstraße

·         Parlament der Bäume, Konrad-Adenauer-Straße, buradaki duvar kalıntıları Berlin'in farklı kesimlerinden getirilmiştir. Sadece buradan geçen yol, gerçekten de iç ve dış duvarın arasında yer alıyordu.

·         Potsdamer Platz

·         Leipziger Platz (kuzey yarısında)

·         Stresemannstraße

·         Erna-Berger-Straße

·         Schwartzkopffstraße/Pflugstraße, evlerin arka bahçesinde.

·         St.-Hedwigs-Friedhof / Liesenstraße

Yukarıda adı geçen kalıntılardan bir kısmı önümüzdeki dönemde de yerlerinden sökülmeye devam edecektir. İç ve ama genelde daha çok dış duvarın geçtiği yerler, genel olarak asfalt ya da çimenler üzerinde özel taşlarla, ara ara da yere "Berliner Mauer 1961-1989" yazısı işlenmiş bronzdan levhalarla işaretlidir. Özel olarak dikilen tabelalar da, duvara ilişkin bilgiler içerir. Eski duvar hattı boyunca yer alan çok sayıda müzede duvar hakkında önemli belge, fotoğraf ve benzeri kaynaklar yer alır. Sokak köşelerindeki rastlanabilecek gri-beyaz "Mauerweg" levhaları da bir zamanlar buradan duvarın geçtiğine işaret eder.

43 kilometrelik duvarın kimi blok parçaları Brandenburg eyaletinde bir depodadır, ancak duvar kalıntılarının bir kısmı başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelere satılmıştır ve o ülkelerde birbirinden farklı amaçlı mekanlarda sergilenmektedir.

Budapeşte'de Terör Müzesi'nin önünde, Las Vegas'ta Main Street Station otelinin erkekler tuvaletinde, Brüksel'de Avrupa Parlamentosu binasının önünde, Montréal'de Dünya Ticaret Merkezi'nde, New York'ta 53. caddede, Vatikan bahçesinde, Strazburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi binasının önünde duvarın parçalarına rastlanabilir. 24 Mayıs 2009'dan bu yana Berlin'deki Axel Springer Verlag adlı yayınevinin merkez binası önünde 'Balanceakt' adlı bir anıt yer alır. Duvarın yıkılışını simgeleyen bu anıt aynı zamanda duvarın bazı kalıntılarını da kapsar.

Ayrıca duvar parçaları anı olarak şilt haline getirilerek satışa sunulmuştur. Bunun dışında, zamanında duvar boyunca yer alan 302 gözetleme kulesinden sadece beşi yine anıtsal amaçlı olarak ayakta durmaktadır:

Kaynak:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Berlin_Duvar%C4%B1

Özellikle East Side bölgesindeki duvarın Doğu bölgesinde kalan yüzüne dünyanın çeşitli ülkelerinden sanatçılar resimler yapmaktadır. Bunların bir kısmı kalıcı olarak sergilenirken bir kımı bir süre sonra silinerek yeni sanatçılara yer açılmaktadır. Aralık 2019 tarihinde yaptığım Berlin seyahati sırasında çektiğim East Side Gallery fotoğraflarını sizlerle paylaşıyorum. Keyifli seyirler.





































AHLAT SELÇUKLU MEYDAN MEZARLIĞI: ANADOLU’NUN TAPUSU

 







AHLAT SELÇUKLU MEYDAN MEZARLIĞI: ANADOLU’NUN TAPUSU

Henüz Machael – Şavşat gezimizi bitirmemişken, gezimizin son gününde cep telefonuma bir whatsapp mesajı düştü. Gezi yazıları yazdığım Altınrota Gezi Kültür Sanat ve Fotoğraf Dergisi yazarlar gurubumuzda bir gezi duyurusu paylaşılıyordu. Van tarih, sanat tarihi, doğa ve lezzet turu. Tura sevgili dostum fotoğrafçı, sanat tarihçi, sanat kuramcısı ve meslektaşım aynı zamanda Adana Altınoran Sanat ve Düşünce Platformunun kurucusu ve yöneticisi Dr. Haluk Uygur rehberlik yapacaktı.

Van, benim de görmeyi çok istediğim bir coğrafyaydı. Özellikle de Selçuklu Meydan Mezarlığı ve Nemrut Krater Gölleri. Heyecanla programı açıp incelediğimde benim istediğim yerleri de içerdiğini görünce bu gezinin kaçırılmayacağına karar verdim ve gezinin koordinatörü Mehmet Emin Arıcı dostumu arayarak yer olup olmadığını sordum ve yer olduğunu öğrenince vakit kaybetmeden kaydımızı yaptırdım. Detayları nasıl olsa bir şekilde hallederdim.

Ben sizi bugün Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı’na konuk edeceğim. Bir sonraki yazımda da Nemrut Krater Göllerinin doğal güzelliğini paylaşırım. Akdamar Kilisesinin anlatımını da eşsiz anlatımı, tarihi ve sanat tarihi yaklaşımıyla sevgili Haluk Uygur’a bırakıyorum.



Anadolu’ya giriş kapısının en öneli noktası olan doğu-batı sentezinin kavşak noktası konumundaki Ahlat, gerek coğrafi gerek tarihi özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. XIII. Yy. “Belh / Afganistan” ve “ Buhara / Özbekistan” ile İslam Dünyasının 3. Büyük ilim, kültür ve sanat merkezlerinden biri olmuş ve “ Kubbet-ül İslam” unvanını alarak önemini daha da arttırmıştır.

Geçmişi Neolitik çağlara uzanan Ahlat, M.Ö: 4000’lerde Hurriler ile başlayıp Osmanlı’lara kadar çeşitli devletlerin idaresinde kalmıştır. Anadolu’nun kapısının Türklere açıldığı tarih olan 1071 öncesinde ve sonrasında doğudan batıya geçişi sağlayan bir üs konumunu korumuştur. XII. Yy başlarından itibaren “ Ahlatşahlar “ adıyla anılan bir Selçuklu kolunun başkenti olmuştur.

Ahlat, sahip olduğu doğal güzelliklerin yanı sıra bünyesinde barındırdığı birçok kümbet, türbe, hamam, zaviye, bezirhane, çeşme, kale, mezarlık, cami, sivil konut, arkeolojik alan, akıt ve mağaralar gibi tarihi kültür miraslarıyla adeta bie açık hava müzesi niteliğindedir. Bu kültür miraslarının en önemlilerinin başında “ Selçuklu Meydan Mezarlığı” gelmektedir.





Selçuklu Meydan Mezarlığı, Ahlat’ta bulunan birçok tarihi mezarlık içerisinde en büyük ve en önemli olanıdır. 210.000 m2’lik bir alana sahip olan mezarlık alanında yaklaşık 9000 mezar taşı bulunmaktadır. Mezarlıkta günümüze kadar yapılmış olan epigrafik çalışmalarda 32 sanatkârın imzası tespit edilmiştir. Meydan Mezarlığı tarihi, Türk – İslam mezarlıkları içerisinde büyüklük açısından ilk sırada yer almaktadır.





Meydan Mezarlığında Şahideli sandukalı, Sandukalı ve Akıt olmak üzere genel olarak üç mezar tipi görülmektedir. Bu mezarlardan Ahlat’ın birçok ilim, din, kültür, sanat, zanaatkar, hukuk adamı ile mutasavvıf ve zahitler yetiştirdiği öğrenilmektedir.

Bu mezarlıklar içinde en önemli bölümü “ Kadılar “ oluşturmaktadır. Mezar taşlarının doğu bölümünde metfunun kimlik bilgisi, bazı örneklerde nereden geldiği ve meslek bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerin yanı sıra Orta Asya Kültüründe görülen “ çift başlı ejder “ motifi, değişik sıra ve örgülerde mukarras süslemeler de yer almaktadır. Batı yüzünde ise mezar taşlarını yapan sanatkârın adı, Kuran-ı Kerim’den ayetler ile palmet, kandil, geometrik motifler, hayat ağacı ve bitkisel süslemeler bulunmaktadır.




Anadolu’nun tapusu olan ve XII. Yy başlarında XVI. Yy.’a kadar tarihlenen Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı, mezar taşları, Orhun Abide’lerinin Anadolu’da yaşatılan temsilciliği niteliğindedir.

Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığından uzun yıllar sonrası bir düşümü gerçekleştirmemin huzuruyla ve beklentilerimin çok ötesinde bir koruma ve düzenlemeyle karşılaşmanın gönül rahatlığıyla ayrılıyorum

Eylül 2021

ADANA’YA GİDEK Mİ? BİR İZMİRLİNİN GÖZÜNDEN ADANA

 

ADANA’YA GİDEK Mİ?

BİR İZMİRLİNİN GÖZÜNDEN ADANA


Henüz karga b.kunu yemeden Adnan Menderes Havaalanına doğru yola düştük. Saat tam 06.00 da uçağımız havalandı ve muhtemelen Adanalılar güne yeni uyanırken biz Adana’ya inmiştik. Hemen taksiye atlayıp, bagajımızı bırakmak üzere otelimize gitmek için Adana’nın sabah trafiğine karıştık.

Otelimize bagajlarımızı bıraktıktan sonra adet olduğu üzere sabah kahvaltımızı ciğer ve şalgamla yapmak üzere tavsiye üzerine Tarihi Büyük Saatin oradaki Ciğerci Mehmet Ustaya doğru yola çıktık. Eeee raconu bozmak olmazdı. Olmazdı ama biz Adana’nın henüz çok cahiliydik. Yolda yol tarifini sorduğumuz bir esnaf Küçük saati göreceksiniz, o meydanı geçince düz devam edin dedi biz de dinledik. Meydana geldik ama Küçük Saati göremedik. Haluk Uygur dostum bir yazısında Büyük saat için 32 metre yazmıştı bu da olsa olsa 10 metre olsun diye düşünmüştüm ama ortada ne kule var ne de saat. Eşim meydanın ucunda duran Türkiye İş Bankasının Kumbarası şeklindeki saati gösterdi;

–       Bu olmasın, dedi

Ben de;

-       Hadi canım, baksana o bankanın reklamı dedim.

Sonradan öğreniyoruz ki; Tarihi Küçük Saat gerçekten oymuş. 1925 yılında Türkiye İş Bankası’nın Adana’ya gelmesi anısına dikilmiş.

Eh yaşımız henüz genç yeni bir şey daha öğrendik. Küçük Saati bulup meydanı da geçtiğimize göre önce Yağ Camiini ardından Kazancılar Çarşısını buluyoruz. Kazancılar Çarşısı henüz gecenin mahmurluğu içinde. Çarşının devamında ise kebap dumanları ortalığı sarmış velev ki aradığımız yer orası. Masalar tıklım tıklım dolu. Adana misafirperverliği ile hemen bize bir yer ayarlıyorlar. Tam biz masamıza oturacakken kıyamet kopuyor.

“ Adana’ya gidek mi?

Şalvarından giyek mi?

….”

Bir gurup sabahın sekizinde hem söylüyor hem oynuyor. Aha işte o andan itibaren bizim de dilimize yapışıyor: Adana’ya gidek mi türküsü…

Racona uygun ciğerli / şalgamlı kahvaltımızın ardından rotamızı Tarihi Büyük Saate çeviriyoruz. 32 metre yüksekliğindeki saat 1882 yılında Abidin Paşa tarafından yaptırılmış. Alanında Türkiye’nin en yükseği. Devam ediyoruz Tarihi Büyük Saati geçince hemen solumuzda Ziya Paşa parkı ve Ziya Paşa’nın kabri var. Park güzel özellikle de sabah mahmurluğunda huzur da veriyor ama yaban otlarının ve çalıların sarmaladığı kabrinde Ziya Paşa’nın çok huzurlu yattığını söyleyemeyeceğim.


Büyük Saat

Ziya Paşa'nın kabri

Ramazanoğlu Konağı

Ulu Cami
Ziya Paşa’nın kabrinin hemen çaprazındaki şadırvan, serinliği ve mistikliği ile bizi sabah kahvesine davet ediyor ama biz kahve molamızı Taşköprü’ye saklıyoruz.

Hemen bitişiğindeki 1495 yılında yapılmış, Doğu Seferine çıktığında Kanuni Sultan Süleyman’ı ağırlamış, altı yüz yıllık bir konağı ziyaret ediyoruz. Ana kapı taşlarla örülmüş diğer küçük kapıda kapalı, konağı dışarıdan görüp fotoğraflamakla yetiniyoruz. Şadırvanın önünden devam edip solumuzdaki Ulu Caminin ana kapısına geliyoruz. Caminin avlusu güzelce süpürülmüş, temizlenmiş hasırlar serilerek Cuma namazına hazırlanmış. Avluya girmeden cümle kapısından caminin revaklarını fotoğraflıyoruz. Caminin dört bir yanını dolanıp terkedilmişliğin hüznündeki diğer kapısını, sebilini görüyoruz. Bakımsızlığına içimiz acıyor. Ulu Caminin yanındaki geniş caddeden sahile doğru iniyoruz. Güvercinler uğuldamalarıyla bize eşlik etmekte.

Taşköprü
Sabancı Camii

Artık yükselen sonbahar güneşinin altında Seyhan Nehri parıl parıl parıldıyor. Sahil boyunca Taşköprü’ye doğru yürüyoruz. 16 kemerli – aslında 21 kemerli imiş ama Hilton’un yapılışı sırasında yapılan dolgu nedeniyle 16 ya düşmüş- yapısıyla Seyhan Nehrinin üzerinde bir inci kolye gibi duruyor. Hemen arkasında da altı minaresiyle Sabancı Merkez Camii bu tabloyu tamamlıyor. Taşköprü 1883 yılında yine Abidin Paşa tarafından yaptırılmış Tarihi Kız Lisesinin yanı başında, Arnuwanda’nın 3500 yıllık kitabesinde bahsettiği gibi şehri ikiye bölen köprünün üzerindeyiz şimdi. Bir yanımız Eski Adana bir yanımız Yeni Adana. Biz eskisine dönüp Seyhan’ın kıyısında salkım söğüt ağaçları altında kurumsal bir çay ocağında (!) kahve molası verip soluklanıyoruz.

Nehir kenarı ve salkım söğüdün gölgesi serindi ama sonbaharda olsa Adana güneşi yakmaya başladı. Tekrar otelimize yürüyoruz. Odalarımıza yerleşip biraz dinleneceğiz.

Küçük Saat

Öğleden sonra tekrar Adana sokaklarına çıktığımızda eski Adana’ya, Küçük Saat’e doğru tekrar yürüyoruz. Meydanı, Yeni Cami’yi, Kemeraltı Camisini ziyaret ediyoruz. Ara sokaklara, arastalara vurup, kayboluyoruz. Bir kenti öğrenmenin en iyi yolu o kentin sokaklarında kaybolmakmış der, eski gezginler. Açlığımızı bir ara öğünle geçiştirmek istiyoruz ama aynı zamanda yerel bir lezzet olmasını da istiyoruz. Ve “ sıkma “ yapan bir mekân bulup öğle yemeğinde sıkma ve acılı ayran deniyoruz. Adana’ya gelmişken Bici bici’yi denemeden olmaz. Mevsim geçtiği için yapan yerler azalmış ama biz sora sora çarşı içinde yapan bir yer buluyoruz. Pek bize hitap eden bir lezzet değildi ama Adana’nın yaz sıcağında cazip olabilir. Akşamı tavsiye üzerine esnaf lokantası konseptindeki Cikcik Ali’de kebap yiyerek noktalıyoruz. Günün tüm yorgunluğu çöküyor ve erkenden uyuyoruz.

Halka tatlısı

Adana’da ikinci günümüzde programımız sabahtan öğleye kadar yine Küçük saat tarafında olmak, Yağ Camii, Bebekli kiliseyi ziyaret etmek, hediyelik cezerye, lokum almak. Programı aynen uyguluyoruz. Bebekli kilise kapanmadan son anda yetişip geziyoruz. Adana’da ibadete açık ve cemaati olan bir kilisenin varlığı açıkçası bize ilginç geldi. Araya bir de satılık bir karavanı görmek için Gürsel paşa mahallesi tarafında bir ziyaret sıkıştırıyoruz. Sonrasında öğle yemeğini Kuruköprüde Kelle – paça çorbası içerek yapıyoruz. Tatlı olarak da Adana’nın meşhur Halka / Burma / Kerhane tatlısını afiyetle yiyoruz. Yemek sonrası istirahat ve öğle sıcağını bir nebze atlatabilmek için odalarımıza çekiliyoruz. Dinlenme sonrası bu kez yine sahil tarafına inip Atatürk Evini ve Sinema Müzesini gezeceğiz. İyi düzenlenmiş Atatürk Evi’ni ve sevgili dostum Dr. Haluk Uygur’un yaptığı müzelerden biri olan Sinema müzesini geziyoruz. Adana’dan bu kadar çok sinema oyuncusu, yönetmen ve senaristin çıkmış olması bizi çok etkiledi. Ve müzenin galerilerinde zaman içinde kaybolduk.

Adana Sinema Müzesi

Yağ Camii

Bebekli Kilise

Şimdi tekrar otelimize dönüp bir duş alıp, biraz daha spor/şık kıyafetler giyme zamanı. Dün akşam esnaf lokantasındaydık, bu akşam biraz daha lüks sınıftaki Onbaşılar’da yer ayırttık. Ama önce yolumuzun üzerindeki mesire alanı Dilberler Sekisi var. Taksi ile önce Dilberler Sekisine gidiyoruz, Gençlik köprüsünden yürüyerek Seyhan Nehrini, çevresindeki yeşil alanları, güneşin üzerinde battığı yeni Adana’nın modern yapılarının siluetini izliyoruz. Gölde kano yapanlar, SUP ( stand up pedal ) yapanlar, yeşilbaş ördekler…

Dilber Sekisi

Seyhan Gölü

Büyük Saat gece

Dilber sekisi

Modern Adana

Gün batımında, mavi aydınlık saatlerde Seyhan Baraj Gölünü tepeden seyreden Onbaşılar restoranda yerimizi alıyoruz. Özellikle Yağlıkara, yediğimiz en lezzetli kebap türüydü. Yemek sonrası bindiğimiz taksinin şoförüne;

-       Çek bakalım Kazancılar çarşısına, eğlenceye akalım diyoruz. Kazancılar Çarşısı eskisi kadar – söylenenlere göre – canlı olmasa da yine cıvıl cıvıl. Saz takımı vuruyor darbukaya:

-       Adana’ya gidek mi?

Mehmet Cengiz Tümer

Ekim 2021