2 Ağustos 2022 Salı

YERALTINDAKİ PAMUKKALE: KAKLIK MAĞARASI

 


YERALTINDAKİ PAMUKKALE: KAKLIK MAĞARASI

Denizli’ye 30 km mesafede Honaz ilçesindeki Kaklık mağarasına yolumuzu düşürüyoruz bu kez. Sevgili Erol ÖZDAYI’nın alanına gireceğim ama yazmadan olmaz. Aslında yazılacak çok mağara ziyaretim daha var; Karaca Mağarası, Dupnisa Mağarası, Gökgöl Mağarası…

Aracımızdan inip çevre düzenlemesi yapılmış mağaraya yaklaştıkça artan bir şekilde kesif bir çürük yumurta kokusu vuruyor burnumuza. Bu nedenle bölge halkı “ Kokar Hamam Pınarı” demiş mağaraya. Çürük yumurta kokusu da bildiğiniz gibi kükürt kokusu.

Hemen sağımızdaki kükürt kokusunun kaynağı pınarı geçip mağaraya yöneliyoruz. Aslında bildiğimiz klasik mağaralardan değil burası. Bir çöküntü ve obruk mağarası demek daha doğru. Bölgenin yeraltı sularını drene eden bir yeraltı ırmağı iken iki binli yılların başında meydana gelen bir çökme sonucu gün yüzüne çıkmış. 2002 yılında da çevre düzenlemesi yapılıp turizme kazandırılmış.



Düden-kaynak, çöküntü obruğu konumlu aktif bir magara olan "Kaklık Mağarası"nın çevresi; Mesozoik kireçtaşları, Eeosen marn, kil, kumtaşı ve konglomeraları, miyosen-pliyosen yaşlı kil, kum, Marn ve kalkerler ile kuveternere ait traverten ve alüvyonlardan meydana gelmiştir. 

Mağaralar insanların ilk doğal barınaklarını oluştururlar. Bu nedenle uzun yıllardan beri araştırmacıların dikkatlerini üzerlerine çekmiş ve ayrıntılı araştırmalara konu olmuştur. Ancak bu özelliklerinin yanında mağaralar içlerinde sakladıkları gizli güzelliklerin keşif ve seyrinin insanlara verdiği mutluluk, mağaracılığın son yıllarda bir bilim dalı olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bunun yanında bir spor dalı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Kaklık Mağarası damlataşı, sarkıtları ve dikitleriyle süslü olup, Pamukkale’de bulunan travertenlere benzer, traverten basamaklarıyla eşine rastlanmaz güzellikte olup, Küçük Pamukkale veya Mağara Pamukkale olarak adlandırılmaktadır. Mağara içerisinde bol miktarda termal su bulunmaktadır. Berrak, renksiz ve kükürt kokulu olan bu su varlığı bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.






Kaklık Mağarasının içinden ve yakınında yüzeyden çıkan termal kaynakların hidrojeokimyasal özellikleri:

Görünüş Berrak PH 6.85
Renk Renksiz Toplam Sertlik (FS ) 116.9 
Koku Kükürt Kokusu Klorür (mg/lt) 31.6 
Tat - Amonyak Yok 
Tortu Yok Organik Maddeler için 
Nitrit Yok sarf edilen Oksijen (mg/lt) 0.7 
Aktif Klor (mg/lt) Yok Kalsiyum (mg/lt) 286.17 Magnezyum (mg/lt) 110.62 

Ve yaz kış 24 C dir.

Tahta korkuluklarla korunmuş traverten taşından merdivenler ile ziyaretçi yürüyüş yolları oluşturulmuş. Mağaradaki basamaklarda sürekli bir su akışı var, bu nedenle uygun ayakkabınız yoksa ayakkabılarınız çıkarıp girmeniz gerekmekte. Sürekli devinim halindeki bu su yer yer küçük şelaleler oluşturmakta yer yerde küçük durgun havuzcuklar oluşturmakta.

Kaklık Mağarasının doğrudan gün alan ve sürekli damlayan veya akan duvarlarında, sık bir yosun ve küçük yapraklı sarmaşık türü bitkiler gelişmiştir. Aydınlanmaya bağlı olarak gün içinde yeşilin değişik tonlarını alan bu bitkiler, mağaraya ayrı bir güzellik katmıştır.

14 Şubat 2020

Yazı ve Fotoğraflar: Mehmet Cengiz TÜMER

Kaynak: http://www.denizli.gov.tr/kaklik-magarasi

 

 

HAKKÂRİ STELLERİ: Doğu Anadolu'da Savaşçı Çobanlar

 

HAKKÂRİ STELLERİ: Doğu Anadolu'da Savaşçı Çobanlar

 


Altınoran Sanat ve Düşünce Platformunun organizasyonunda ve Sayın Dr. Haluk Uygur rehberliğinde gerçekleştirdiğimiz Van Gölü gezisinin en önemli ve heyecan verici deneyimlerindendi. 2011 deki yıkıcı Van depremi ile hasar gören Van Müzesinin yerine Van Kalesi eteklerine yeni inşa edilen modern Van Müzesi ziyaretimizin en etkileyici galerilerinden biriydi. Özellikle de “ Hakkâri Stelleri’nin” bulunduğu galeri.



1998 yılında Hakkâri kent merkezinde tesadüfen 13 taş stel ele geçirildi. Üzerlerinde daima cepheden bir insan yüzü ve bedeninin üst kısmı gösterilmişti. Çıplak olarak betimlenen bu figürlerden 11'inde erkeklik organı bir suspansuvar altına gizlenmiştir. Diğer iki stelin ise kadınlara ait olması olasıdır. Yanlarında balta, mızrak, topuz gibi silahlar, belde kemer ve daima bir hançer vardır. Ayrıca steller üzerinde bozkır türü çadırlar, leopar avı ve yaban keçilerine saldıran leoparlar ve kimi küçük erkek ve bir kadın figürü de resmedilmiştir. Doğu Anadolu'ya yabancı olan bu taşlar Avrasya bozkır kültürünün bir parçasıdır. Silah tiplerine dayanılarak M.Ö. II. binyılın ortaları ile sonları arasında bir yere tarihlenmeleri mümkündür.

Hakkâri Stelleri farklı cinste sert yöresel taşlardan oyulmuştur. Yükseklikleri 0.70 m. ile 3.10 m. arasında değişir; kalınlıkları da 0.15-20 m. kadardır. Üst kısımları genellikle kavislendirilmiş olan taşlar alta doğru hafifçe daralırlar. Uzun boylu ve ağır olmalarına karşın toprağa dikilmelerine veya ayakta durmalarına yarayacak özel bir donanımları yoktu. Yalnızca ön yüzleri düzgündür. Süslü olan bu ön yüzlerde kimileri kabartma, kimileri de linear teknikte işlenmiş insan figürlerine yer verilmiştir.

Tüm stellerde ana konu cepheden genç ve güçlü bir insan bedeninin üst kısmıdır, bacaklar gösterilmemiştir. Çoğu tombul, değirmi, kimileri de ince-uzun yüzlü olan figürlerin çok belirgin bir burunları ile burun üzerinde birleşen kaşları ve dar bir alınları vardır. Kabartma tekniğinde yapılmış örneklerde yuvarlak göz çukurluklarına beyaz renkli bir taşla kakma yapılmıştır. Küçük ağız daima kapalı, dudaklar ise ifadesiz ve serttir. Başlarında çoğu kez ilginç ve süslü bere ya da takke türü başlıklara yer verilmiştir. Bazen pazıları da belirtilmiş olan kollar dirsekten bükülmüş; eller ve parmaklar özenli bir biçimde betimlenmiştir. Buna karşılık gövdenin öteki ögeleri üzerinde hiç durulmamıştır.

Stellerde resmedilmiş en çarpıcı nesnelerden biri de çadırlardır. Kabartmalarda leoparlar, dağ keçileri, geyik ve yılan ile yılan ya da leoparın saldırısına uğramış bir dağ keçisi gibi yabanıl hayvanlara sık rastlanır.

Hakkâri stelleri belirli bir program çerçevesinde ve yerli ustalarca yapılmıştır. Taşların işlenişinde hemen hiç değişmeyen ikonografik bir planlama söz konusudur. Ufak tefek değişikliklerle bu program baştan sona geçerliliğini sürdürmüştür. Bu ikonografik planlamaya göre steller iki kümeye ayrılır: a) Elinde bir tulum bulunan silahlı erkekler; b) Silahsız kadınlar. Temel olarak anlatılmak istenen şey kimi genç ve dinamik kişilerin güç ve başarılarıdır.

Bozkır kültürleriyle güçlü ilişkiler gösteren Hakkari taşları stilistik olarak gerçekçi bir kabartma tekniğinden, giderek değişerek, şematik bir linear tekniğe doğru gelişim geçirmişlerdir. Aynı anda ya da kısa zamanda yapılmadıkları ve fakat farklı ellerden ve farklı zamanlarda çıktıkları da belirgindir. Örneğin sağ elde tutulan deriden tulumların zaman içinde gitgide uslüplaşarak sonuçta yalnızca sağ elin başparmağı ile işaret parmakları arasına sıkıştırılmış küçük bir halkaya dönüşmüş olması, balta ve mızrak gibi silahların konumlarında karşılaşılan değişiklikler bunun en açık belirtisidir.

Taşların tarihi konusunda son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, Hakkâri stelleri üzerinde ne Assur ve ne de Urartu sanatlarının bir etkisi görülebilir. Ön Asya dünyasında etkileri çok yaygın olarak izlenebilen bu iki uygarlıktan hiç bir iz taşıyor olmamaları M.Ö. IX. yüzyılın ortalarından önce, benzer durumdaki Hasanlu altın kadehi ile yakın bir dönemde yapılmış olabileceklerine işaret eder. Bütün bu değerlendirmelerden Hakkâri stellerinin daha çok M.Ö. II. binyılın son yüzyılları ve daha az da I. binyılın çok başlarına ait olabilecekleri anlaşılmaktadır.

Peki, Doğu Anadolu'da Asur ve Urartu devletlerinin henüz tarih sahnesinde etkili bir biçimde görülmedikleri bu tarihlerde söz konusu taşları kimler kazdırtmış olabilirdi? Asur krallarının yıllıklarında belirtiği üzere M.Ö. I. binyılın başlarında, içinde olasılıkla Hakkâri yöresinin de bulunduğu Büyük Zap'ı n yukarı çığırı Hubuşkia adını taşıyor ve bağımsız bir krallıkça yönetiliyordu. Kralları Kaki ve Data/Dadi gibi Hurrice adlar taşıyordu. M.Ö. IX. yüzyılın sonlarına doğru bağımsızlığını yitirmiş görünen Hubuşkia sonraları Asur ve Urartu krallıkları arasında çekişme konusu oldu. Yazılı kaynakların sağladığı bu kısıtlı bilgilere karşılık Hubuşkia'nın lokalizasyonu ve kültürleri konusunda, şimdilik ne yazık ki, tam anlamıyla doyurucu bir bilgi yoktur (Lanfranchi 1995; Salvini 1995). Bu türde steller onlarla ne dereceye kadar ilişkiye sokulabilir? Yoksa bu taşlar şimdiye dek Asurluların da hiç tanımadığı yabancı halklara mı aittir? Bu soruların yanıtlarını almak pek kolay değildir.

Hangi amaçla dikilmiş olurlarsa olsunlar Hakkâri taşları M.Ö. II. binyılın sonlarına doğru bir kısım kuzeyli bozkır göçebelerinin güneye doğru inmiş olabileceklerine işaret etmektedir. Gerçekten de M.Ö. III. binyılın sonları ve II. binyılın başlarında Traskafkasya ve Doğu Anadolu'yu etkileyen bir kısım göç dalgalanndan söz edebilecek kanıtlara sahibiz. 

Hakkâri stelleri, bozkır kültürleriyle Doğu Anadolu arasındaki, şimdiye dek bilinmeyen, erken ilişkilere getirdiği ve getireceği yeni görüşler açısından son derecede önemlidir.

Kaynak: Belleten; Türk Tarih Kurumu.

https://belleten.gov.tr/tam-metin/2601/tur, Veli Sevin, Aynur Özfırat

EAST SIDE GALLERY

 EAST SIDE GALLERY