28 Şubat 2014 Cuma

SORRENTO, POSITANO, AMALFİ, CAPRİ

SORRENTO, POSITANO, AMALFİ, CAPRİ

" Under the Toscana Sun " ya da Kızgın Güneş filmini duymuştum. Bir bölümünün Positano'da çekildiğini de duymuştum ama izlememiştim. Bugün bilgisayarımın başına oturup da Sorrento bölümünü yazmaya niyetlendiğim de dün Oğuz'un " Under the Toscana sun " benim başucu filmlerimdendir; yazdığı aklıma geldi. Yazmaya başlamadan filmi izlemeye karar verdim. Gerçekten benim de çok sevdiğim romantik komedi türünde bir filmdi. Ayrıca Frances Mayes’in (Diane Lane)  in yürüdüğü plajda yürümüş olmak, Marcello'nun evine tırmanan yokuşu tırmanmak, seramikçiden magnetleri almak ayrı güzel duygulardı.

                   



                   

                   

                  

                                      

                                     



                             





                                      

                                    


Sorrento'ya ulaşıp otelimize yerleştikten sonra bir şeyler yemek için şehrin ana caddesi Corso İtalia'ya çıkıyoruz. Şehri boydan boya geçen her iki tarafı marka alışveriş dükkanı, restoranlar ve barlarla dolu bir cadde. Otelimize gelirken de bu caddeyi boydan boya yürümüştük ve yol üzerinde gördüğümüz English Inn hoşumuza gitmişti. Bir İtalyan restoranından çok İngiliz publarına andıran bara giriyoruz. Kalabalık içinde kendimize masa ararken bardan sesleniyorlar. İtalyan barmen hemen yanımıza gelip ilgileniyor, masamıza oturuyoruz, menüyü inceleyip yemeğimizi seçerken sıcakkanlı, neşeli barmenimizle muhabbeti koyulaştırıyoruz. Bu dostluğumuz Sorrento da kalacağımız üç gün içinde geçerli olacak, bir gece dışında English Inn'deki dostumuz Fabio'ya ya ihanet etmeyeceğiz. Ertesi gün Trabzon maçını da birlikte seyredeceğiz.
                           


                           


Yemek sonrası Sorrento'nun taş döşeli ara sokaklarına dalıyoruz. Dar sokaklar bizi iki tarafında çok güzel iki otel olan ve denizden yaklaşık 60 - 70 metre yükseklikteki falezlerin üzerindeki bir meydana çıkarıyor. Bu otellerde dar sokak aralarında gördüğümüz barlar, restoranlar ve yazlık butikler gibi kapalı. Sezon 29 Martta başladığı için her yerde bir terkedilmişlik ve yalnızlık var. Sanırım yazın buraları cıvıl cıvıl oluyordur.

                          

                          

                                        

Sabah kahvaltı sonrası Sorrento'daki planımız Capri'ye geçmek. Hava simsiyah bulutlarla kaplı, yağmur ha yağdı ha yağacak. Yürüyerek limana iniyoruz. Capri feribotu 09.35 de, 13.90 € / kişi ve yolculuk yarım saat sürüyor. Capri'de feribottan indiğimiz Grande Marine'nin hemen karşısında şehir merkezine çıkan funiküler var. Funiküler biletini liman çıkışından hemen sağa döndüğünüzdeki bilet gişelerinden alıyorsunuz. Yalnı sezon olmadığı için mi, yoksa arızalı olduğu  için mi bilmiyorum Funikuler çalışmıyor. Onun yerine minibüsler koymuşlar.( kişi başı 1.80 € ) 10 dakikalık bir yolculuktan sonra limanı kuşbakışı gören, etrafı dağlarla çevrili küçük bir meydanda iniyoruz. Kısa bir süre manzaranın keyfini çıkardıktan sonra meydana ve Akdenize bakan kafede bir kahve molası veriyoruz. Sabah gökyüzünü karatan buluıtlarda dağlara çekildi. Parçalı bulutlu, ılık bir hava var. Kahve molası sonrası P.Emanuelle meydanından Caprinin dar sokaklarında kayboluyoruz. Burası muhteşem bir yer. Küçük butik dükkanlar kapalı olsa da, oteller sezona hazırlık yapsa da bu dar sokaklarda dolaşmak huzuru ve mutluluğu hissetmek insana kendisini muhteşem hissettiriyor. Denizde 90 - 100 metre yüksekteki falezlere kurulmuş küçük sevimli bir parka geliyoruz. Parkın küçük meydanında bir heykel var, CAPRİLİ AFRODİT. Heykelin plakasına bakınca bir Türk sanatçının adını görmek sürpriz oluyor.Semiramis ZORLU 1997.( http://www.caldarelli.it/incima/zorlu.htm )

                                       

                           



                                   


                            

                            
                           

                           

 Tekrar dar sokaklara vuruyoruz kendimizi. Dar sokakların arasında zaman zan karşımıza çıkan bahçeler limon ağaçları ile dolu. 13.15 teki Feribotu yakalamak için Minibüse binip limana iniyoruz. Feribot biletlerini alıp gişeden çıktığımızda yağmur başlıyor. Bize Capri'yi gezmemize izin verdiği için Tanrıya şükrediyoruz.

Feribottan indiğimizde sabah indiğimiz rampayı nasıl çıkacağımızı düşünüyordum. Ama endişelenmeme gerek kalmadı. Hem şehir merkezine çıkan shuttle otobüs var hem de asansör. Biz dört kişi için 5.20 € vererek otobüsle çıktık ve otobüsten iner inmez English Inn'e dostumuz Fabio'nun yanına gittik. Aperatif bir şeyler atıştırdıktan sonra akşam görüşmek üzere ayrıldık. Ben otele istirahate giderken ekibin kadın kısmı alışveriş için ayrıldı.

Yağmur nedeniyle akşam yemeğine geç kaldık, English Inn'e girdiğimizde Trabzon maçını son on dakikası idi ve 1 - 0 yeniktik. 90 + 3 te 2. golü de yiyince Fabio Aydan Afet'in söylediği iki birayı da nazire yaparcasına getirdi benim önüme koydu. Yemek sonrası Sorrento yağmurun da feci şekilde ıslanarak otelimize döndük. ( Feci şekilde dediğime bakmayın, hiç de şikayetçi değildik, Sorrento yağmurunda ıslamıştık ta.)

Sorrento'daki ikinci günümüzün programında Positano ve Amalfi var. Sabah dün gecenin aksine çok güzel bir havaya uyanıyoruz. Kahvaltı sonrası 10 dakikalık yürüyüşle SİTA otobüslerinin kalktığı İstasyonun önündeki küçük meydana varıyoruz. Otobüs biletleri de istasyon girişindeki büfede satılıyor. Biz Sorrento -Positano, Positano - Amalfi ve Amalfi - Sorrento için dört kişi için toplam 21 € ödedik. 09.15 te kalkan otobüsümüz 10.05 te Positano'da bizi indirdi ve Amalfi'ye devam etti. Sorrento Positano arası yol muhteşem mi desem, korkunç mu desem tanımlayamıyorum. Denizde 60 70 metre yüksekteki uçurumlara inşa edilmiş, kimi yerde yol açmak için yeteri kadar alan olmadığından uçuruma doğru teraslar yapılmış, arkasını göremediğiniz virajlarla dolu, Sevgili Arman'ın bloğunda yazdığı gibi Navigasyon cihazına kafayı yedirten ama manzaralar muhteşem ötesi, fevkaladenin fevkinde..
                    
Sorrento'dan Positano / Amalfi yolu


                   

                    

                                         


                       

                       

                                                                       Positano

                                        

Otobüsümüzden indikten sonra dik yamaçlara adeta yapıştırılmış biblo gibi evlerin manzarası ve sol yanımızda Akdeniz, kasabanın merkezine doğru iniyoruz. Sağ tarafta küçük , şirin bir kafe dönüşte burada soluklanıp soğuk bir şeyler içmeliyiz. Parıldayan güneş ve mavi gökyüzü altında yavaş yavaş ilerliyoruz. Sağ tarafta bir seramik dükkanı. Girip Positano ile ilgili magnet ve objeler alıyoruz. Kasabanın küçük meydanından sola dönüp daracık sokaklardan kumsala iniyoruz. Sağımızda solumuzda küçük dükkanlar, restoranlar ama hepsi 29 Marta randevu vererek kapatmışlar. Kumsalın hemen başında Santa Maria Assunta kilisesi. Yerel söylenceye göre 13. yy da Bizanstan korsanlar tarafından çalınan Siyah Madonna ikonu gemi ile kaçırılırken Positano açıklarında fırtına patlar, şiddetli fırtınadan çok korkan korsanlar ikonu sakladıkları yerden " Posa, Posa " ( Koy, Koy ) diye ses duyarlar ve İkonu denize atarlar. Şu anda bulunduğumuz kumsalda karaya vuran İkon, kıyıya ulaşır ulaşmaz fırtına diner. Bu ikonun karaya vurduğu yere işte bu kilise yapılır.

                         
                                                       Santa Maria Assunta kilisesi

                       

 Kumsalda soluklanıyoruz, Akdenizi ve başı bulutlu yamaca yaslanmış Positanoyu seyrediyoruz. Yazın muhtemelen cıvıl cıvıl olan bu sahil kasabasını ılık bir şubat gününde bu sakin haliyle daha çok seviyoruz. 12.20 otobüsünü yakalamak ve rampanın ortasındaki kafede Akdenize karşı bira keyfi yapmak üzere tırmanmaya başlıyoruz.

                                            

                         

                                         

                             
                                             Positano durakta Amalfi otobüsünü bekliyoruz.

   

Otobüsümüz tam zamanında geliyor. İstikamet Amalfi. Yine bol virajlı, bol manzaralı yolda yaklaşık yarım saat gittikten sonra Amalfi'ye iniyoruz. Büyükçe bir meydana sırtını vermiş yüksek dağlar yine karşımızda. Yamaçlarda yapışık gibi duran evler, aralarında limon bahçeleri şubat güneşiyle parlıyor. Şehrin merkezine doğru ilerliyoruz. Sağımızda solumuzda küçük restoranlar, dondurmacılar, limoncello ve her türlü limona ait hediyelik eşyalar ( limon şekerlemeleri, limon şeklinde sabunlar vb ) satan dükkanlar. Daha ufak çaplı bir meydana geldiğimizde devasa basilicayı görüyoruz. Yolun ilerlediği yere kadar ilerleyip küçük meydana geri dönüyoruz karnımızda acıktı şimdi yemek vakti.

                                         
                                                                           Basilica

                            
                                          

                             

                             

                             

Amalfi de sezon sonu sakinliğini yaşıyor. Bir çok dükkan kapalı ya da tadilatta. Yemeğimizden sonra sahile çıkıp kıyı boyunca yürüyoruz. Otobüs saatimize kadar rıhtımdaki kanepede sıcak Amalfi güneşi altında miskinlik yapıyoruz.

Sorrentoda son günümüzde saat 14.30 kadar vaktimiz var Sorrento'yu tekrar bir dolaşıp huzuru içimize çekiyoruz. English Inn'e uğrayıp vedalaşıyoruz. Saat 14.41 treni ile önce Napoli'ye sonra da 16.48 treni ile Roma'ya ulaşıyoruz.
Yarın Uçak saatine kadar tekrar bir Roma gezisi, taksi ile havaalanına transfer ve sonra ver elini İstanbul/ İzmir.

Bir haftalık tatili dolu dolu gezerek, Akdeniz insanının sıcak dostluğunu paylaşarak, dingin kasabalarda iç huzurunu hissederek geçirdik.
Darısı nice gezilere
Sağlıkla.

MERAKLISINA NOTLAR:

* Bu programı yaparken Güney İtalya ve özellikle Napoli hakkında çok olumsuz şeyler okuduğumuz için açıkçası endişeliydik. Ama emin olun biz hiç bir olumsuz bir şey yaşamadık ve dolaşırken bu tedirginliği hissetmedik. Yine de tedbiri elden bırakmamak gerekir ama risk Barcelona'dakinden fazla değil.
* Güney İtalya'nın insanları tam bir Akdeniz insanı, sıcakkanlı, yardımsever. Napoli Centrale'de Circumvezuviana tren istasyonunun inişini ararken sorduğumuz taksi kahyası işini bırakıp gişeye kadar bize eşlik etti. Keza Sorento'da kaldığımız Hostelin personeli ve English Inn'in barmeni Fabio da aynı şekilde dost canlısı ve yardımseverdi.
* Roma'da konaklayacak olursanız, ihtiyacınız olduğunda resepsiyondan taksi istemeyin. Biz ilk gün Roma Termini'ye gitmek için sorduğumuzda 20 € dediler. Bana çok geldi. Şimdiye kadar olan tecrübem 7 - 8 € yu geçmemesi gerektiğini söylüyordu ve nitekim ana caddeye çıkıp taksiye bindiğimizde taksi ücreti 6.70 € tuttu.
* Şu an ki tecrübeme göre aynı geziyi tekrar planlayacak olsaydım. Geliş / Dönüş Romada birer gece konaklar. 2. gün Napoliye geçer, bagajları emanete bırakır, Napoliyi akşama kadar gezer, sonrada bir saatlik yolculukla Sorrento'ya geçerdim. Üçüncü günde sabah erken trenle, yarım saatlik yolculukla Pompei Scavia' gelir öğlene kadar pompei'yi dolaşır, öğleden sonrada Vezüv milli parkı turuna katılırdım. Böylece yaklaşık beş saat ve kişi başı 25 € kar ederdik.




25 Şubat 2014 Salı

BİR PİZZACININ PEŞİNDEN: NAPOLİ, POMPEİ BÖLÜM 2



BİR PİZZACININ PEŞİNDEN: NAPOLİ, POMPEİ
BÖLÜM 2



Bir blogda okumuştum; " Eğer Pompei'den sonra Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesini gezmezseniz Pompei geziniz yarım kalmış demektir"  diye.







Mozaikler




Duvar Resimleri

Biz de hem Pompei gezisini tamamlamak hem de Napoli'ye geliş amacımız olan Pizzeria Da Michelle'de pizza yemek için ikinci gün programına Napoli'yi koyuyoruz.
Sabah erken kahvaltının ardından yine taksi ile Roma Termini 'ye gidip dünkü Napoli trenine biniyoruz ve saat 10.00 da Napoli Cantrale / Garibaldi'ye iniyoruz. Napoli gezisinden sonra bu akşamki konaklamamız Sorrento'da olacağı için sabah valizlerimizle birlikte otelden ayrılmıştık. Napoli'yi o yükümüzle gezemeyeceğimiz için bagajlarımızı Napoli Centralenim 2 nolu peronu tarafındaki emanetçi KiPoint'e bırakıyoruz. ( Parça başı 6 € / 5 saat ).


İstasyondan çıkıp Garı arkamıza aldığımızda önümüzdeki meydanın sol çaprazından Corso Via Emanuelle 1 caddesine giriyoruz, ilk kavşaktan sağa dönüp bir paraleldeki Corso Fiora'ya çıkıyoruz. Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi bu yolun sonunda çok büyük, eski bir taş yapı. Saat 10.30 da müzeye giriyoruz. ( 8 € / kişi ) Bizim gezmemiz gereken 1. kattaki Pompei galerisi saat 12.30 da kapandığı için öncelikle oreaya çıkıyoruz. Büyük bir Pompei şehir haritası ve maketinin bulunduğu salondan başlayıp duvar resimleri, küçük cerrahi aletleri, mutfak eşyaları,i süs eşyaları ve takıların bulunduğu birbiri ardına sıralı galerileri tamamladığımızda saat 12.30 du. Ardından ara kattaki mozaik galerisini ve gizli odayı geziyoruz. O zaman anlıyoruz ki eğer bu müzeyi gezmeseydik Pompei gerçekten yarım kalacakmış. O duvar resimlerini, kap kacağı, takıları ve mozaikleri gördüğününde yaşanan ihtişamı ve Pompei'nin nasıl bir zenginlikte olduğunu kavrayabiliyorsunuz. Gizli odadaki erotizmi hatta zaman zaman erotizmi aşan cinselliği ve sapkınlığı gördüğünüzde bir an bu toplumun gerçekten Tanrı tarafından cezalandırıldığını düşünüyorsunuz.



Gizli Odadan

 

Müzeden çıkıp aynı yolu takiben Pizzeria Da Michelle'ye geldiğimizde saat 13.30 du ve 92 numarayı alabildik. 45 dakika bbekleyebileceğimiz söylendi gerçektende 45 dakika sonra masaya oturduk. Burası Julia Roberts'in " Ye, Dua et ve Sev" filminin çekimleri sırasında pizza yediği mekan ( Tesadüfe bakın, bizim yola çıkacağımız gece Kanal D de bu film oynadı ). Bu filmden sonra ünlü olmuş. Turizm sezonunda kapıda 2 - 3 saat sıra bekleniyormuş. Sadece Pizza Margarita yapıyorlar. Medium'u 4 €, yanında da Azzura 33'lük bira içerseniz 2 € da ona ödeyeceksiniz. Pizzanın herhangi bir özelliğ yok hatta kenarları yanık bile.. Ama olsun biz bu pizzayı yemek ve hayranı olduğum Julia Roberts ile aynı havayı solumak için gelmiştik.


                            

Pizzamızı yedikten sonra yine Circumvezuviana'dan Sorrento için bilet alıyoruz. Bu kez yolumuz 66 dakika, bilet te 4.10 € / kişi.

Akşam saatlerinde indiğimiz Sorrento' da konaklayacağız. Kalacağımız Hostel İstasyondan çıktıktan sonra yaklaşık 300 metre ileride.
Üç günümüzü bir başka film " Under the Toscana Sun "a konu olmuş Sorrento'da geçireceğiz.



BİR PİZZACININ PEŞİNDEN: NAPOLİ, POMPEİ


BİR PİZZACININ PEŞİNDEN: NAPOLİ, POMPEİ
BÖLÜM.1



KendinGez felsefesini uyguladığımızdan bu yana seçtiğimiz rotaların çoğunun bir başlangıç öyküsü var. 17 Şubatta başlayıp 23 Şubatta biten gezimiz Napoli, Pompei, Sorrento, Positano ve Amalfi için de öyle.



Önce Napoli'den başlayalım isterseniz.
Bugünden yaklaşık bir buçuk yıl kadar önce eşim televizyonda zaplarken; kanalın birinde pizza tarifi veren bizim ünlü şeflerimizden Batuhan PIATTI'nin programına denk geliyor ve o kanalda kalıyor. Batuhan şef programın bir bölümünde Napoli'deki meşhur pizzacı Pizzeria Da Michelle'den bahsediyor. Programın bitiminden donra merak eden eşim Tanrı Google'a soruyor Da Michelle'yi. O da tüm bilgi, belge ve videoları döküyor eşimin önüne. Ve eşim için bir hedef oluyor Napoli'ye gidip Da Michelle'de pizza yemek.

Ben de geçtiğimiz Nisan ayında Tire Diyaliz Merkezinde çalıştığım bir gün dersimiz çalışıp 6 gece 7 günlük bir program çıkarıyorum. Tabii programı yaparken sadece Pizzacıyı değil Güney İtalya'nın en gözde tatil bölgeleri olan Pompei, Sorrento, Positano ve Amalfi'yi de dahil ediyorum, yani bir taşla altı kuş.:) İş kalıyor uygun uçak bileti ve kampanya beklemeye, çok da beklemiyoruz. Mayıs ayının başında Pegasus kampanya yapıyor ve biz anında biletleri kapatıyoruz. ( 1 kişi İzmir / Roma / İzmir: 385.00 TL ) Arkasından konaklamayı programlamamız gerekiyor; gidiş gönüş Roma'dan olacağı için İndiğimiz gün ve döneceğimiz gün ve Pompei gezisi sonrası Roma da konaklamamız gerekiyor, diğer üç gün için de Sorrento'yu merkez üs seçiyoruz. Ve ardından booking. com. dan rezervasyonlarımızı yaptırıyoruz. ( Roma için 3* merkezi şehir oteli kahvaltı + şehir vergisi dahil kişi başı 40 €, Sorrento için kahvaltı dahil kişi başı 27 € )
17 Şubat 2014 ten 10 gün önce herşey tamam. Şimdi ayrıntılı program yapma zamanı. İstanbul'a skype ile bağlanıp Canburakla birlikte tren saatlerine kadar detaylı bir çalışma yapıyoruz. Tüm bineceğimiz tren seferleri, bilet fiyatları, müzelerin giriş ücretleri, Capri için Feribot seferleri bile detaylı bir şekilde programlandı. :)

!7 Şubat günü saat 08.05 te İzmir ADB'den kalkıp İstanbul SAW aktarmalı İtalya saatiyle 14.00 da Roma'ya iniyoruz. Otelin gönderdiği taksi ile doğrudan otelimize geçip yerleşiyoruz. Otelimiz şehir merkezinde Platza Venice, Platza Novano ve Aşk Çeşmesi üçgeninin ortasında. Önce Roma Termini'ye gidip Roma - Pompei, Pompei -  Napoli - Roma tren biletlerimizi alıyoruz. ( Roma - Pompei: 13 €, Pompei - Napoli: 2,5 €, Napoli - Roma: 11.80  €/kişi ) Sabah trenimiz 07.49 dönüş trenimiz 16.48 de. Bunlar Regional diye tanımlanan trenler ve ucuzlar.

***Önemli Not:  Roma'dan kalkan tren saat 10.00 da Napoli Centrale / Garibaldi istasyonuna varıyor, buradan  10 dakika sonra kalkacak Salerno trenine aktarma yapmanız gerekiyor.
Sabah kahvaltı sonrası taksi ile Roma Termini'ye geçiyoruz ve Perondaki trenimize yerleşiyoruz. Bizim tren Napoli'ye 5 dakika rötarlı geldi ve biz koşa koşa Salerno treninin 9 nolu peronuna geldiğimizde tren yoktu. Öğrendik ki Salerno hattında problem olduğu için tren iptal olmuş. Allah'tan ki olmuş. Daha sonra öğreniyoruz ki bu treninin duracağı Pompei istasyonu ile bizim inmemiz gereken Pompei Scavi istasyonu farklı istasyonlarmış. Bizi bir kat alttaki Circumvezüviana hattına yönlendiriyorlar. Bu trenİtalia'dan farklı yerel bir banliyö treni. Kişi başı 2.40 tan yeniden biletlerimizi alıp trene biniyoruz. Tren tıklım tıklım dolu, ayaktayız,ve ter kokuyor, sanırım yazın korkunç oluyordur. 30 dakikalık bir yolculuktan sonra Pompei Scavia'da iniyoruz ve Pompei'nin Porta Marina kapısından giriş yapıyoruz. (Pompei girişi 11 €/kişi )





23 Ağustos 79 yılında önce bir kaç gün kül üfleyen ardından şiddetli patlamalarla lav ve kayalar yağdıran Vezüv 200.000 kişinin yaşadığı şehri bir anda yok ediyor. İnsanlar lavlar, kayalar ve çoğunlukla da kükürt dioksit gibi zehirli gazlar sonucu boğularak ölüyor. Ardından tüm cesetleri ve şehri kalın bir kül tabakası kaplıyor ve taşlaşıyor. 2000 yıl sonra Pompei keşfedilip kazılar başladığında insanların en son halleri, ile taşlaşmış bedenleri hatta fırında son pişirilen ekmek bulunuyor.


Geniş bir cadde, yüksek kaldırımlar ve yaya geçidi

Fırın




Terme Scablane



Pompei çok geniş bir alana yayılmış. Harita olmadan dolaşmak zor. Girişten harita alabilirsiniz. Şehir geniş ana caddeler  ve dar sokaklarla ızgara şeklinde işlenmiş. Taş döşeli yolların her iki yanında yüksek kaldırımlar var. Özellikle yolların kesiştiği kavşak noktalarında ya da uzun caddelerin ortalarında bizim yaya geçidine benzeyen ama yoldan kaldırım İşte bu yüzden yüksekliğinde taşlar var. Öğreniyoruz ki Pompei'nin canlı olduğu dönemlerde evlerin atık suları ve kanalizasyonları dışarı akarmış.  İşte bu yüzden insanlar rahat yürüyebilsin ve karşıdan karşıya geçebilsin diye bu yapılanma hayata geçirilmiş. Yerde döşeli taşların aralarında döşenmiş, serpiştirilmiş küçük beyaz taşlar var. Bunlar da aytaşı denilen aydınlatmanın olmadığı sokaklarda ay ışığı ile kedigözü gibi işlev gören taşlar.

 Porta Marina'dan giriş yapıp önce hafif bir tırmanışla Venüs Tapınağı ve Basilica'dan geçip Forum alanına ulaşıyoruz. Forum alanından sola döndüğünüzde sol kolunuzda kalan ve buluntuların sergilendiği Granai del Foro ve Mensa Ponderaria'da taşlaşmış insan bedenlerini görebilirsiniz.. Sola devam ettiğinizde Terme del Foro yani Forum hamamına ulaşırsınız. Bu arada bir çok ev ve aşevlerini de görmeniz mümkün.  Lupanare/ Genelev ( 39 ) 'ye gelmeden iki büyük caddenin kesiştiği noktada Terme Scablane'yi( 40 ) göreceksiniz. Burası da bir hamam ve SPA merkezi. Bunun hemen yanından sağdaki dar sokağa girdiğinizde 8 odalı genelevi göreceksiniz. Her odanın içinde yüksekçe bir kerevet şeklinde taş yatak, her odanın kapısının üzerinde hangi seks pozisyonunda hizmet verdiğini gösteren bir resim var.



Lupanare

Üçgen forum


Lupanare'den çıkıp tekrar Teme Scablane'den aşağıya indiğimiz zaman Foro Triangulare ( Üçgen Forum), Büyük amfi tiyatro, Isıde Tapınağı, Tiyatro Porticosu ve Odeon'un bulunduğu bölgeye gelirsiniz.  Anfi tiyatrodan çıkıp sola yukarı tırmandığınızda Terme Scablane'nin karşı köşesindeki blokta  duvar sıvaları ve duvar resimleri halen canlı bir şekilde duran bir kısmında restorasyon çalışmalarının devam ettiği şehrin zenginlerine ait villalar ve ressamlar evi sizi büyüleyecek.

Pompei gezimizi , kuzeyden gelen öğrenci guruplarının askılı bluz, şortlar ve parmak arası terliklerle dolaştığı oldukça sıcak bir şubat gününde tamamlıyoruz. Girdiğimiz Porta Marina kapısını bulup tren istasyonun yanındaki kafede soğuk bir bira molası veriyoruz.
NOT: Buradaki hediyelik eşya satıcılarından bir şey almayın. İçinde DVD si bulunan ve üzerinde 25 € etiketi bulunan Pompei kitabını pazarlıkla 15 € aldık diye sevinirken aynı kitabı Sorrento'da 10 € ya gördük.:(

Kahve molası sonrası Circumvezüviana ile Napoli Centrale sonra da 16.48 treni ile Roma'ya dönüyoruz.







28 Ocak 2014 Salı

ÖZGÜRLÜĞÜN BAŞKENTİ ; AMSTERDAM

ÖZGÜRLÜĞÜN BAŞKENTİ AMSTERDAM



19 Kasım sabahı 05.50 de Pegasus ile Sabiha Gökçen'e uçuyoruz. Saat 08.00 de Canburakla buluşuyoruz. Artık ekip tamamlandı, saat 10.20 de ki Amsterdam uçuşumuz için beklemeye başladık.

Türkiye saati ile 13.00 de yağmur sonrası bir Amsterdam öğlenine iniyoruz. Havaalanından merkeze gitmek için bir kaç seçenek var. Shuttle, taksi ya da tren. Biz  tren biletimizi alıp bir kat aşağıdaki perondan trenimize biniyoruz. Yaklaşık 30 - 35 dakikalık bir yolculuktan sonra Amsterdam'ın suya çakılan kazıklar üzerine yapılan istasyonu Amsterdam Centraale'ye iniyoruz. Kalacağımız otel istasyona yürüme mesafesinde. Valizlerimizi sürükleyerek istasyondan çıkıp, karşıya geçiyoruz, yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra otelimize varıyoruz.

Yarım saatlik bir odaya yerleşme, ihtiyaç molasının ardından lobide buluşuyoruz. İlk rotamız otelimizin hemen arkasında kalan DAM meydanı. Meydana çıkan yolda Noel çarşısı için hazırlıklar yapılıyor. Dam meydanı Madam Tussauds müzesi, De Nieuwe Kerk kilisesi, National Palace'in yer aldığı bir meydan. Adeta Amsterdam'ın merkezi. Buradan tramvaylar ile şehrin istediiniz bölgesine ulaşabiliyorsunuz. Bir kaç blok ötesi Red Light Disrict. Meydanı şöyle bir kolaçan edip bir kaç kare fotoğraf aldıktan sonra Madame Tussaud'a yöneliyoruz. Amsterdam'a gelmeden önce Canburak'la birlikte yaptığımız araştırmada Amsterdam kart almanın karlı olacağını görmüştük. Madame Tussaud müzesinin danışmasından kartın Amsterdam Centraale'deki turizm danışmadan satıldığını öğreniyoruz. Canburak ile Esra'yı ( gençleri ) Kart almaya gönderiyoruz. Bizler de Madame Tussaud'un yanındaki bizim Kıbrıs Şehitleri caddesini andıran ve lüks mağazaların olduğu sokağı adımlıyoruz.

Yeri gelmişken AmsterdamCard  hakkında bilgi vereyim. 24, 48 ve 72 saatlik kartlar var. Biz 48 saatlik aldık. Bir kişilik AmsterdamCard 52 €. Bu kartla toplu ulaşımdan sınırsız ve ücretsiz yararlanıyorsunuz, 15 €'luk kanal turu ücretsiz, 34 müze  ücretsiz ( Rembrandt House Museum, Van Gogh Museum, De Nieuwe Kerk dahil ), Madame Tussaud, Rijkmuseum, The Amsterdam Dungeon'da ve birçok yiyecek, içecek, müzik mekanında %25 indirim var. Yeküne vurduğunuzda karlı oluyorsunuz.

Gençler gelince Madame Tussaud'a giriyoruz. Yaklaşık 2 -3 saat müzeyi geziyoruz. Bir çok ünlü devlet adamı, sanatçı, sporcu ile hoşça vakit geçirip fotoğraf çektiriyorsunuz. Biz ekip olarak çok keyif aldık. Çıktığımızda gençler The Amsterdam Dungeon' girmek istediler. Yaklaşık bir saat süren bir etkinlik. Bizim lunaparklardaki korku tünellerinin daha detaylısı ve Hollanda'nın tarihine uyarlanmışı imiş. Aydan'ın klastrofobisi nedeniyle biz girmedik ve gençleri gönderdik. Bizler Amsterdam'ın DAM meydanı civarındaki sokaklarda kaybolduk, yorulunca Mc Donalds'a oturup kahve molası verdik. Yağmur sonrası Amsterdam sonbaharında, sonbaharın sarı, kızıl yaprakları ile renklenmiş küçük ve sevimli meydanlarını dolaştık. Hava kararınca ve karnımız acıkınca yemek için mekan aramaya başladık. Hollanda'nın özel kendine özgü bir mutfağı yok. Bu nedenle daha çok Arjantin steakhouse'lar her yerde. Biz de bunlardan birini gözümüze kestirip akşam yemeğine oturduk.  Sıcakkanlı garson kızımızla sohbet ettiğimiz de onun da ne Hollandalı, ne de Arjantinli olmadığını İtalya'dan geldiğini öğrendik. Mc Lucahan'ın dediği gibi dünya artıl küresel bir köydü.

Akşam yemeğinden sonra bir kaç blok ilerdeki Red Light Disrict'e yani kırmızı fener sokağına gidiyoruz. Canburak'tan kesinlikle fotoğraf çekmememiz doğrultusunda uyarıyı alıyoruz. Burada gece çalışanların bir kısmı gündüz normal hayatını süren, okuluna giden kişilermiş. Saat erken olduğu için vitrinlerin çoğu kapalı idi. Açık olan bir kaç vitrinden gördüğümüz kadarı ile sokağa kapısı olan bir mağaza vitrini düşünün,oda da bir yatak, bir sandalye, bir de bikinisi içinde müşteri çekmeye çalışan bir hatun var. Müşterisi ile anlaştığı zaman perdeyi çekiyor, kırmızı feneri ( lambayı ) söndürüyor. Kanal boyunca uzanan iki ana cadde ve bu caddeler arasındaki iki kişinin yan yana zor geçtiği daracık sokaklarda bu aktivite sürüyor. Bu bölgenin bir diğer özelliği de CafeShop'lar. Yani haşhaş, esrar ve marjuhana ve uyuşturuculu keklerin serbestçe satıldığı mekanlar. En ünlüleri de BULDOG Cafe shop. 3 - 4 tane şubesini gördüm. Bir kek alıp yedi, kişi paylaşıyoruz. :) Sokaklarda, özellikle bu cafe shop'lara yakın bölgelerde ot kokusunu yoğun bir şekilde alıyorsunuz. Hava soğudu, yağmur hafiften atıştırmaya başladı ve yorulduk. Artık otelimize dönüp istirahat zamanı.

İkinci günün programı saat 10.00 da kanal turu ile başlayacak, ardından Van Gogh Museum, Vondelpark zaman kalırsa Rijkmuseum, Rembrandt House Museum, Çiçek pazarı, De Nieuwe Kerk' teki MİNG sergisi.

Kaldığımız otel, Amsterdam Centraale'nin hemen karşısında, kanal turu yapan botların kalktığı kanalboyunca uzanan ana cadde üzerinde. Hemen karşımızda Amsterdam Centraale'nin yanında 2500 bisikletlik, iki katlı bisiklet parkı ve kaldırımlar bisiklet ile dolu. Sabah uyandığımızda pencereden dışarı baktığımızda otelin hemen önündeki bisiklet yolundaki bisiklet trafiği baş döndürücü. İkinci gün güzel bir havaya uyanıyoruz. Güneş bulutların arasından Amsterdam sokaklarını pırıl pırıl aydınlatıyor. Kahvaltı sonrası Kanal turu yapmak için hemen otelimizin karşısındaki iskeleye geçiyoruz. Turlar saat 10.00 da başlıyor ve bir saat sürüyor. Panoramik tavana sahip uzun teknelerle yapıyorsunuz, dahili anonstan bilgilendirme yapılıyor. Pırıl pırıl bir havada başlayan turun sonuna yaklaşırken yağmur bulutları dolduruyor gökyüzünü, güneş kaybolunca hava daha bir serinliyor. Amsterdam Centraale'den 2 nolu ( 5 numara da gidiyor ) tramvaya binerek Vangogh Museum, Rijksmuseum ve Vondelpark'ın olduğu bölgeye gidiyoruz.Yağmur gelmeden Vondelpark'ta kısa bir gezinti yapıyoruz. Sonbaharın renkleri ile park daha bir güzel. Ardından Van Gogh museuma giriyoruz. Keyifli bir gezinin ardından museumshop'tan fincan koleksiyonum için iki kişilik bir fincan takımı ve hediyelik eşyalar alıyoruz.

Zamanımız daraldığı için Rijksmuseum'a giremiyoruz. Biliyoruz ki buraya girdiğimiz da tüm günü burada geçireceğiz ve programın geri kalanını yapamayacağız. Özellikle Esra çiçek pazarına gitmeyi çok istiyor. Yağmur henüz başlamadı. Yağmurdan önce çiçek pazarını planlıyoruz ne de olsa diğer gideceğimiz yerler kapalı mekan. 14 nolu tramvayla çiçek pazarına gidiyoruz. Lale soğanları ve Esra'nın listesine yazdığı bir kaç tohumu alıyoruz ve yağmur başlıyor. Uzun bir beklemeden sonra 14 nolu tramvayla tekrar DAM meydanına dönüyoruz ve De Nieuwe Kerk' teki MİNG sergisi'ne giriyoruz. Çok değerli, eşi bulunmaz eserler sergileniyor. Sanırım meraklısı için paha biçilmez bir sergidir ama biz sadece bilgilendirme panolarındaki bilgilerle yetiniyoruz. MİNG sergisinden çıktığımızda hava artık kararmıştı soğuyan havayla birlikte yağmur da ince  ince yağıyordu. Bugünkü programımızın sonuna gelmiştik, sırada Rembradt'ın yaşadığı ev vardı. Rembrandtplein yakınlarındaki müzeye ggünün son ziyaretçileri olarak girdik. Rembrandt'ın soluduğu havayı solumak, çalışma ortamını ve eserlerini görmek eşsiz bir deneyimdi. Bir fotoğraçı olarak hayran olduğum " Rembrandt ışığı" nı yerinde gördüm. Daha doğrusu Rembrandt'ın çalıştığı kuzeye bakan odasının yüksek pencerelerinden süzülüp gelen ışığı hayal ettim.

Madame Tussaud


Kanal Turundan




Vondelpark




VanGogh Museum


Rembrandt House



Biraz önce yağan akşam yağmurunun ıslattığı, noel ışıklarının aydınlattığı Amsterdam sokaklarında yürüyerek tekrar DAM meydanı civarına geldik, bu akşam da başka bir mekanda yemeğimizi yedik Karşımıza çıkan bir marketten Hollanda peyniri ve şarap alarak geceye oteldeki odamızda devam ettik.


Yarın Amsterdam'dan ayrılıp trenle önce Antwerpen sonra da Brugge'ye yolculuk...