16 Eylül 2009 Çarşamba

ZORUNLU ZÜRİH GEZİSİ

















ZORUNLU ZÜRİH GEZİSİ
Bu yılın (2009) Mart ayında Stuttgart, Porto, Milano ve eve dönüş olarak planladığım rotanın tüm uçak ve otel rezervasyonlarını her zamanki gibi ofisten internet bağlantısı ile yapmıştım. Milano’dan İstanbul’a dönmek için Myair den ekonomik uçak bileti satın alarak ne kadar akıllıca bir iş yaptığımı THY’nin tek yön uçak bileti satışı konusunda astronomik rakamlarının anlamsızlığını filan arkadaşlarıma anlatıyordum.
On günlük gezimiz için İstanbul’dan çıkış yapmamıza birkaç gün kala myair.com a girdiğimde gördüm ki uçağımız bir gün ertelenmişti. Ne güzel! Haber vermeden, sorgusuz sualsiz. Milano’da bir gün fazladan kalmaktansa biraz daha araştırma yapıp Zürih’ten İstanbul’a çok daha ekonomik fiyatla pegasusla dönmeye karar verdik. Milano Zürih arasını da trenle geçme fikri oldukça hoş geldi kulağımıza. İşte bu şekilde hiç planda olmayan Zürih, rotamıza eklenmiş oldu.
Swiss rail’e internet üzerinden üye olarak, 56 euro’ya aldığım üç kişilik tren biletimizle Milano tren istasyonundan Zürih’e doğru yola çıktık. 4 saat süren tren yolcuğu karlı Alp dağlarını aşarak Zürih’te son buldu. Bu demiryolu seyahati beni çok etkiledi diyebilirim. Dik ve kayalık, oldukça zor bir coğrafyada müthiş bir hat kurulmuştu. Köprüler, viyadükler, tüneller her biri inşaat sanat eseriydi. 350 km lik böylesi bir ray hattının maliyetine katlanmak ancak düzgün ve basiretli bir yönetimle açıklanabilir. Dahası; çok yüksek rakımlarda bile çiftlik evler, ekili alanlar, hayvancılık çalışmaları da gördük. Ülkemizin sert coğrafyasında 80 yıldır ne yapamadıysak hepsi karlı alp dağlarında vardı.






Zürih tren istasyonunda indiğimizde Almanya ve ya Hollanda’nın klasik istasyonlarından birine gelmiş gibiydik. Nordsee burada da vardı. Kuzeyin deniz ürünleri ve farklı mutfak anlayışları bize cazip gelmiştir. Bulunduğumuz iki gün içinde iki öğlen NordSee de yedik. Akşam yemekleri ve arada kahve molaları için şehirde gezindiğimizde daha önceden de bildiğimiz pahalılık durumunu yakından fark etmiş olduk. Zürih için çok zengin ve çok pahalı bir kent diyebiliriz. Zaten üç yataklı odamıza Hotel St. Josef’te(***) gecelik 120 euro ödememizden de belliydi. Yine de bu oteli konumu, temizliği, kahvaltısı ve hizmetiyle tavsiye ederim.

İsviçre ve Zürih hem tüm dünyanın bankası gibidir hem de tüm uzlaşmaların planlandığı yerdir. İki dünya savaşının da son bulmasında önemli anlaşmalar İsviçre de imzalanmıştır. Yasadışı tüm dünya örgütleri de paralarını bu ülkede güvenceye alırlar. Dünya futbolu bile bu ülkeden yönetilir. Ombudsman, statesman, elder statesman gibi kavramlar hep burada doğmuş. Bir bilene sorulacak sorular, hakemlik işleri, danışılacak her şey için adres İsviçre olmuş. İşte bu sayede ortaya büyük bir zenginlik çıkmış. Gördüğüm çoğu Avrupa kenti bir yana Zürih bir yana. Modelini ilk kez gördüğüm bilinen marka otomobillerin dışında adını hiç duymadığım bir çok marka lüks araç vardı yollarda. Porsche marka araçlar gençlerin kullandığı basit sınıf olarak karşımıza çıkmıştı. Zürih gölünün çevresinde bulunan malikaneler, göle demirlemiş olan yatlar ve yat limanı da çok şaşırtıcıydı.






Otelde, restaurantlarda, kafeteryalarda gördük ki “İsviçre’li” çalışmıyor. Resepsiyonist, garson, temizlikçi, aşçı, şoför, biletçi hep başka ülkelerden gelmiş göçmenler. İsviçre’li ise finans ve arabuluculuk işleriyle meşgul. Taksiler Türk vatandaşlarımızın çoğunlukta olduğu bir dal. Hepsinin boynunda asılı kimlik kartları, kimi süper lüks , kimi klasik Amerikan arabalarıyla hizmet veriyor. Ama elde tespih “Emin ağbi, az ileri al” bağırmalarıyla kendilerini belli ediyorlar. Restaurantlar arasında da bir iki Türk lokantası var. Genel fiyatlara baktığımızda bu ülkede iki yılda, Türkiye’de 30 yılda kazanılandan fazlasını elde ediyorlar.






Sokaklarda rahat kıyafetleri ile gezen turistler ve öğrenciler dışında tek tük gördüğümüz İsviçre’liler mutlaka formal kıyafetleri ve ciddi halleriyle dikkat çekiyorlar. Zürih’in meşhur bar-kafeteryası Odeon’da bir şeyler içmek için oturduğumuzda kentin esas sahiplerinin yaşantısından kısa bir kesit görmüştük. Odeon’da pek turist yoktu, ki bu da normal çünkü fiyatlar genel Zürih skalasını da aşıyordu.

Binaların tarihi cephelerinin korunmuş olması, kumlama ve aslına uygun boyalar ile bakımlı tutmaları, dekoratif çatı kaplamaları, çok düzgün kaldırım taşları, parke taş yolları, kusursuz asfalt caddeleri, tertemiz bahçeler, yemyeşil parkları insana konforlu bir şehir yaşamı sunuyor. Dakik işleyen tramvay hatları, tramvayların yön ve sıklık açısından işleyişleri, tren-tramvay-finüküler gibi ulaşım araçlarında bilet kontrol olmayışı, yaya hakkının kutsallığı birer medeniyet ölçüsü. Tabii dünyanın kayıtdışı servetlerinin defterini tutmaları bu duruma tezat bence. Zürih’te müze gezemediğimiz gibi herhangi bir sanatsal etkinlikte de bulunamadık. Zürich See adını verdikleri gölde tekne turu yaptık, sokakları bol bol adımladık, bazı dükkanlara girdik çıktık, sokak çalgıcılarını dinledik, Üniversite’ye uğradık, yedik içtik derken iki gün geçti. İşin aslı 12 günlük seyahatin son durağı olması, her çocuklu gezginin olduğu gibi bizim de gücümüzü tüketmişti.

Dönüşte “transfer” olarak adlandırılan havaalanı ulaşımının rahatlığı az önce anlattığım şehir konforunun bir parçasıydı. 20 dakika arayla kalkan ister tramvay ister trenle 10 dakika içinde havaalanına ulaşabiliyorsunuz. Schipol o ana dek gördüğüm en büyük havalimanıydı. Oysa Zürih çok daha büyük ve geniş. Havaalanı içinde ayrıca bir metro-tren hattı var. Çok düzenli ve kolay ulaşılabilir iç dinamiğe sahip. Alan polisinin pasaportumuza çıkış damgası vururken ne bilgisayar üzerinde ne de evrak üzerinde hiçbir kayıt tutmaması da insan giriş-çıkışının aynı para transferi gibi kayıtsız olmasına benziyordu.
Luzern, Bern ve Davos İsviçre’de görmeyi arzu ettiğim diğer noktalar. Pegasus’un ekonomik ve düzenli uçuşları var, tabii konaklama ve yaşam masrafları için hazırlıklı olmak gerekir. Hava ve demiryoluyla rahat ulaşılabilen bu ülkeyi rotanıza almanızı farklı yaşam biçimlerini görmek açısından sizlere tavsiye ederim.
Saygılarımla,

Bülent Tercümanoğlu






6 yorum:

  1. Herzaman ki gibi detaylı bilgiler vermişsin,sevgili Bülent kalemıne sağlık.Eh,artık darısı başımıza.Sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. İsviçre ve tren. Doğasına ne kadar ters olsa da bizden uzun demiryolu ağına sahip olması ne kadar ilginç. Kayak merkezine bile trenle gidilebiliyor.

    YanıtlaSil
  3. Bu arada araya resimleri nasıl yerleştiriyorsun?

    YanıtlaSil
  4. Kayıt dışı bir gezi, işte böyle kayıt altına alınır.

    YanıtlaSil
  5. Resimler nasıl? İnşaatçı olunca teknolojiyi sadece gerektiği yerlerde kullanıyoruz. Fazlasına aklımız basmıyor. Resmi araya koymak çok basit, bir kere yükle (upload) sonra elinle sürükle nerede durmasını istiyorsan... Herhangi bir komut, komut ikonu, yada shortkey hatta short-cut filan yok. Varsa da ben bilmez. Sürükleyerek kulağından taşıyorum resimleri.

    YanıtlaSil