İKONİK BİR TREN YOLCULUĞU: BERNİNA EKSPRESİ
İZİNDE
İSVİÇRE KENTLERİ: ZÜRİH, LUSERN, FLİMS, LUGANO
Ölmeden önce
yapılacaklar listemden bir maddeyi daha hayata geçirmek için İsviçre’deyiz. Bizi çok sıcak ve nemli bir Zürih karşılıyor.
Bungun bir hava. Gün içinde bu hava bizi bayağı zorlayacak.
Zürih, İsviçre’nin en büyük şehri ve ülkenin ekonomik, finansal ve kültürel merkezidir. İsviçre’nin resmi başkenti ise Bern’dir. Zürih Gölünün kuzey kıyısında ve Limmat Nehrinin doğduğu noktada yer alır.
Limmat
Nehri’nin her iki yanına yayılan Eski Şehir bölgesi; dar taş sokakları, ikiz kuleli GrossMünster Kilisesi ve Avrupa’nın en büyük kule saatine sahip St.
Peter Kilisesi ile büyüleyici bir atmosfere sahip. Bizim Zürih’te olduğumuz
zaman diliminde Grossmünster kilisesinin dış cephesi renovasyon için kapalı idi
ancak saat 10.00 ile 14.00 arası içerisini gezebiliyordunuz. Öğle yemeği
sonrası Zürih’in bungun havasından kaçıp sığındığımız mekan oldu.
Göl kıyısından başlayıp tren garına kadar uzanan Bahnofstrasse, dünyanın en prestijli ve lüks caddeleri arasında sayılır.
Göl
kıyısındaki yürüyüş parkurları, temiz havası ve gelişmiş toplu taşıma ağıyla
dünyanın yaşam kalitesi en yüksek şehirlerinden biri kabul edilir.
St. Peters
kilisesinin önündeki köprünün üzerinde karşı kıyıya sıralanmış hepsi bir
zamanlar çeşitli meslek odalarının loncaları olan bugünse otel ve restoran
olarak kullanılan renkli taş binaları izliyoruz. Köprüden geçip dar sokaklarda
kayboluyoruz. Bu arada 400 yıllık bir pastaneyi de ziyaret ediyoruz. Öğle
yemeği öncesi yine köprüden karşıya geçip tarihi Zürih kentinin kurulduğu
yerdeki kaleye tırmanıyoruz. Şimdi biraz ağaçların gölgesinde dinlenme,
nefeslenme ve aşağıdaki Limmat Nehrini ve nehrin Zürih Gölüne döküldüğü
manzarayı seyretme zamanı.
Öğle yemeği için tekrar karşı kıyıya geçiyoruz ve buradaki taş sokaklardaki restoranlardan birinde öğle yemeğimizi yiyoruz. Yemek sonrası bunaltıcı Zürih sıcağından kurtulmak için kiliseye sığınıyoruz.
Saat 16.00
da Lusern’e geçmek için göl kıyısında bizi bekleyen aracımızla buluşuyoruz.
Zürih,
Lusern arası yaklaşık bir buçuk saat. Biz aracımıza binip Zürih’in dışına
çıktığımızda karşımızdaki İsviçre Alpleri’nin zirvelerini karabulutlar kaplıyor
ve şimşekler çakmaya başlıyor. Bir süre sonrada şiddetli bir sağanak yağmurun
içine giriyoruz. Zürih gün içindeki tüm sıkıntısını üzerimize boşaltıyor.
Yağmur
sonrası Lusern’e varıyoruz. Otelimiz Lusern gölüne ve şehir merkezine yürüyüş
mesafesinde. Odamıza yerleşip yağmur sonrası Lusern gölünün kıyısında yürüyüş
yapıyoruz. Yağmur sonrası güneşin yumuşak ışıkları bize eşlik ediyor.
Sabah güzel
bir kahvaltıdan sonra yürüyerek Lusern merkeze geçiyoruz. Lusern Zürih’e göre
daha romantik daha sevimli bir şehir. Göl kıyısından gölü besleyen nehrin
kıyısında yürüyoruz.
Lusern; İsviçre’nin merkezinde, Dört Kanton Gölü
kıyısında ve İsviçre Alpleri’nin eteğinde yer alan, ülkenin en fotojenik ve
turistik şehirlerinden biri. Büyüleyici doğası ile tarihi dokusunu mükemmel bir
şekilde harmanlar.
Nehir kıyısından ayrılıp dar sokaklara ve o sokakların açıldığı, cepheleri desen desen boyanmış eski tarihi yapıların yer aldığı küçük meydanlara vuruyoruz kendimizi. Tekrar nehir kıyısına indiğimizde bizi karşımıza Şapel Köprüsünün girişi karşılıyor.
Kapellbrücke; 14. Yüzyıldan kalma bu üstü kapalı ahşap köprü, şehrin ve İsviçre’nin en bilinen simgelerinden bir. İçerisindeki üçgen tavan tabloları ve hemen yanındaki sekizgen su kulesi ile ünlü bir yapı. Çiseleyen yağmur hızını arttırınca köprüye sığınıyoruz ve Coop’tan aldığımız sandviçlerle öğle yemeğimizi bu tarihi ve romantik köprünün oturma sıralarında yiyoruz.
Yağmur biraz
hafifleyince tekrar Lusern’in taş sokaklarına dönüyoruz. Reuss Nehrinin karşı
kıyısı boyunca uzanan tarihi merkez, fresklerle süslü bina cepheleri ve orta
çağdan kalma Musegg surlarını karşıdan izliyoruz.
Göl kıyısına
dönmek için nehir kıyısında yürümeye devam ederken kentin çift soğan kubbeli
kilisesi karşımıza çıkıyor. İçeri girip zengin işlemeli duvarları, kubbeleri
izliyoruz. Nehir ile gölün birleştiği noktada yer alan ikinci ahşap köprüden
nehrin karşı kıyısına geçiyoruz. Aracımızla buluşuncaya kadar kalan sürede biraz
dinlenmek, biraz yeniden başlayan yağmurda ıslanmamak için küçük sevimli bir
kafede kahve molası veriyoruz.
Bir sonraki
rotamız; Bernina Ekspresinin başlangıç noktası olan Chur kasabasına yarım
saatlik mesafedeki Flims dağ kasabası, kayak merkezi.
Flims. İsviçre’nin doğusunda, Graubünden kantonunda yer alan büyüleyici bir dağ kasabası ve doğa sporları merkezi. Deniz seviyesinden yaklaşık 1100 m. yükseklikte bulunan kasaba, özellikle masalsı gölleri, derin kanyonları ve geniş dağ manzaralarıyla tanınıyor. Bizim konakladığımız otel odalarımızın balkonları da böyle geniş bir dağ manzarasına bakıyor. Akşam yemeği öncesi bu güzel Alp kasabasında yürüyüş yapıyor ve gerçek anlamda İsviçre’yi içselleştiriyoruz.
Sabah
kahvaltı sonrası Bernina Ekspresine binmek üzere Chur’a hareket ediyoruz. 15.
Vagondaki koltuklarımıza yerleşiyoruz ve tren İsviçre dakikliğiyle tam saatinde
kalkıyor.
Bernina
Ekspresi detaylarını bir önceki İkonik bir tren yolculuğu; Bernina Ekspresi
yazımda okuyabilirsiniz.
Yaklaşık 4,5
saatlik doğanın ve İsviçre Alplerinin kucağında yolculuk sonrası Kuzey
İtalya’nın kasabası Tiranoya iniyoruz. Konaklayacağımız Como Gölünün
kıyısındaki Lecco kasabasına geçiyoruz. Lecco’yu anlatımı bir sonraki yazıya
bırakıp Lecco^dan tekrar İsviçre’ye geçip Lugano kentini ziyaret ediyoruz.
Lugano, İsviçre’nin güneyinde, İtalya sınırına komşu olan Ticino kantonunun en büyük şehridir. Lugano gölü kıyısında yer alan şehir, İsviçre disiplini ile Akdeniz yaşam tarzını ve mimarisini mükemmel şekilde harmanlayan, İtalyanca konuşulan büyüleyici bir merkezdir. Şehirde palmiye ağaçları, Akdeniz iklimi İtalyan mutfağı ve sıcak bir atmosfere sahip. Sokak kafeleri, rengârenk binaları – özellikle somon rengi hâkim – ve trafiğe kapalı tarihi merkeziyle klasik bir İsviçre kentinden oldukça farklı bir ruha sahiptir.
Lugano Gölü
kenarındaki yürüyüş kordonu ve subtropikal bitkilerle dolu Parko Ciani parkı
şehrin en keyifli noktaları arasında.
Eski Şehir,
Piazza della Riforma meydanı etrafında şekillenen dar sokaklar; şık butşkler,
tarihi restoranlar ve Santa Maria Degli Angioli Kilisesi gibi rönesans dönemine
ait önemli yapılarla dolu.
Lugano
gezimiz sonrası konakladığımız Lecco’ya dönüyoruz.
Yazı ve
Fotoğraflar:
Mehmet Cengiz
TÜMER










