29 Haziran 2026 Pazartesi

 HUZURUN, YEŞİLİN VE TURKUAZIN ÜLKESİ; SLOVENYA

Uzun bir aranın ardından yeniden yollardayız. Fas'ın Büyük Sahra çölünden Gürcistan'ın karlı zirvelerine uzanmıştık. Son olarak da ateş ülkesi Azerbaycan'ın konuğuyduk. Bu kez huzurun,  yeşilin ve turkuazın ülkesi Slovenya'dayız.


Rivayete göre Tanrı bir gün topraklarını paylaştırmaya karar vermiş ve her millete bir toprak parçası vermiş kendi  ülkelerini kursunlar diye. Bu arada Slovenleri unutmuş. Slovenler buna çok üzülmüş ve Tanrı'ya sitem etmişler. Tanrı da hatasını görmüş ve Slovenlerin gönlünü almak için cennetinden bir parçayı Slovenlere vermiş. Gerçekten  de Slovenya cennetten düşmüş  bir parça.

Önce Slovenya'nın başkenti Ljubljana'dayız. 280.000 nüfuslu küçük ve tipik bir Orta Avrupa şehrindeyiz.


Avrupa'nın en yeşil, en sakin ve büyüleyici başkentlerinden biri, Şehir, içinden geçen Ljubljanica Nehri, tarihi köprüleri ve yeşil alanlarıyla adeta bir masal diyarı.

2016 da " Avrupa Yeşil Başkenti seçilen şehir merkezinin büyük bir kısmı araç trafiğine kapalı. Kenti tamamen yürüyerek ve bisiklet ile gezebilirsiniz.


Ejderha, Ljubljana'nın sembolüdür. Kral Iason ve sadık savaşçıları Argonotlar, Karadeniz kıyısındaki Kolkhis krallığından Altın Postu çalmayı başarır ve peşlerindeki öfkeli takipçilerinden kurtulmak için Ege Denizi yerine Tuna Nehri'ne doru ilerleyerek Sava nehrine oradan da Ljubljanica nehrine kadar gelirler. Argonatlar kışı geçirmek için burada konaklamaya karar verir. Ancak bu bataklıkta, çevredeki halka  dehşet saçan , nefesi ile ölüm saçan devasa bir ejderha yaşamaktadır. Kral Iason yerel halkı korumak ve yoluna devam edebilmek için bu yaratıkla zorlu bir mücadeleye girişir ve onu öldürür. İşte Iason'nun yendiği bu ejderha, zamanla şehrin koruyucusu ve sembolü haline gelmiştir. Şehrin en önemli  yapılarından olan Ejderha Köprüsü üzerinde dört adet görkemli ejderha heykeli vardır.

                                 Ejderha Köprüsü

Şehrin siluetine, ünlü Sloven mimar Joze Plecnik'in dokunuşları yön vermiştir. Üçlü Köprü, Preseren Meydanı ve Barok mimarinin en güzel örneklerini barındıran eski şehir bölgesi mutlaka görülmesi gereken yerlerdir.







Şehre hakim bir tepe üzerinde yükselen bir ortaçağ kalesi olan Ljubljana Kalesi, hem yürüyerek hem de füniküler ile ulaşılabilen, panoramik şehir manzarası sunan harika bir nokta.

Ljubljana, hem köklü tarihi hem de modern dinamik ve çevre dostu yaşam tarzıyla ziyaretçilerine huzurlu bir Avrupa deneyimi sunuyor.






Ljubljana'dan ayrılıp Bled'e geçmeden önce daha sakin bir destinasyona Bohinj Gölüne gidiyoruz. Bled Gölünden büyük olmasına rağmen daha sakin, daha doğallığını korumuş  bir göl. Slovenya'nın tek ve büyüleyici milli parkı olan Triglav Milli Parkının sınırları içinde. Bölgenin hemen girişinde yemyeşil bir parkın yükseltisinde Triglav'a ilk tırmanan dört dağcının heykeli var. Aynı park içinde Vaftizci Yahya Kilisesi bulunuyor. Tarihi 13.YY.a uzanan bu kilise; Romanesk, Gotik ve Barok mimari elementlerini barındıran ikonik bir ortaçağ kilisesi. İç ve dış duvarlarında Slovenya'nın en eski fresklerini barındırıyor. Güney dış duvarında yolcuların koruyucusu olan Aziz Christopher'in büyük bir tasviri var. Kiliseyi ziyaret için 3,5 € bir ücret alınıyor.

Kilisenin  hemen önündeki taş köprüden gölün turkuaz sularına yansıyan ormanları, gölde kano, SUP yapanları izliyoruz. Göl kıyısınca yürüyüp Vogel dağına çıkmak için teleferik istasyonuna yürüyoruz.






Gölün güneybatı kıyısındaki Ukanc bölgesinden kalkan teleferikle Vogel Dağına ( 1535 m ) bir kaç dakikada dikey bir tırmanışla çıkıyoruz. Teleferikle çıkarken ve zirvedeki seyir teraslarından bakıldığında, Bohinj gölünün fiyortları andıran derin, uzun ve koyu yeşil gövdesi ile etrafını saran dik dağlar gözler önüne serilir. Kışın popüler bir kayak merkezi olan Vogel, yaz ve bahar aylarında ise Julyen Alpleri 'nin yüksek patikalarına açılan harika yürüyüş rotalarına sahip.

Ve BLED...

Slovenya'nın en büyüleyici köşelerinden biri olan Bled Gölü, zümrüt yeşili suları, tam ortasındaki masalsı adası ve sarp kayalığın tepesinden gölü izleyen kalesi ile adeta bir tablonun gerçeğe dönüşmüş halidir. Bohinj'in bakir ve vahşi doğasına kıyasla, BLED daha romantik, tarihi ve mimari detaylarıyla öne çıkan bir atmosfere sahip.











Gölün batı tarafına yakın olan bu küçük kireçtaşı ada, Slovenya'nın tek adası ve yüzyıllardır kutsal alan olarak kabul ediliyor. Hristiyanlık öncesi dönemde adada, Slav Mitolojisindeki aşk ve bereket tanrıçası Ziva'ya adanmış bir pagan tapınağı bulunuyordu. 15. yy. da ise buraya Gotik tarzda Katolik kilisesi inşa edilmiş, geçirdiği depremler sonrası 17.yy.da bugünkü Barok formunu almış.

"Pletna" denilen teknelerle adaya ulaştığınızda sizi kiliseye çıkmak için 99 basamaklı merdiven karşılıyor. Yerel bir geleneğe göre, adada evlenecek olan damatların, gelinleri kucaklarında bu 99 basamağı hiç konuşmadan çıkması beklenir; bu arada gelinin de sessiz kalması uğur sayılır. 10,5 € ödeyerek girdiğimiz kilisenin orta yerindeki  dilek çanını üç kez çaldığınızda dileğinizin gerçekleşeceğine inanılır. Eee her insanın içinde saklı tuttuğu bir dileği vardır. Eşim de ben de dileğimizi tutup çanı üç kez çaldık. Efsaneye göre, kalede yaşayan genç bir dul, ölen eşinin anısına adadaki kiliseye gümüş bir çan yaptırır. Ancak çanı taşıyan tekne gölde fırtınaya yakalanıp çanla birlikte batar. Kadın üzüntüsünden her şeyini kiliseye bağışlar ve Roma'ya rahibe olmaya gider. Papa olayı öğrenince kiliseye yeni bir çan gönderir. Bugün hala fırtınalı gecelerde gölün dibinden eski çanın sesinin geldiği söylenir.

Adaya ulaşım sağlayan, Pletna denilen teknelerin de bir özelliği var. Üzeri branda ile kaplı, düz tabanlı pırıl pırıl cilalı ahşap tekneler özel bir kürek çekme tekniği ile kullanılıyor. Bu tekneleri kullanan kürekçilik mesleği nesilden nesile geçen hr önüne gelenin yapamayacağı çok saygın bir yerel zanaat olarak kabul ediliyor.

Hamiş: Adadaki dondurmacının dondurması muhteşem. Mutlaka deneyin.







Gölün kuzey kıyısında, sudan 130 metre yükseklikteki dik bir falez kayalığının tepesine kurulmuş olan Bled Kalesi yazılı kaynaklarda adı geçen ( MS.1011 ) Slovenya'nın en eski kalesi. Kalenin terasları, Bled Gölü'nü, ortasındaki adayı ve arkada yükselen Karavanke ile Julyen Alpleri'ni en geniş açıdan gören bir noktadır.

Kale iki katlı avlulu bir mimariye sahiptir. İçerisinde zengin bir müze, Barok tarzda tavan fresklerine sahip bir şapel, kendi adınıza sertifika basabileceğiniz Gutenberg tarzı ahşap bir matbaa ve yine geleneksel yöntemlerle şarap mühürleyebileceğiniz bir kale mahzeni mevcut.

Bisiklet, dağ bisikleti, yüzme, kano SUP , kışın kayak gibi çeşitli aktiviteler yapabileceğiniz Bled Gölü'nün güney kıyısındaki bir tepeye teleferik ile çıkıp yamaca yerleştirilmiş ray üzerinde hareket eden kızak benzeri bir araçla hem göl manzarasını seyrederek hem de adrenalin dolu anlar yaşayarak kayarak inebilirsiniz.

Bugün Slovenya'da son günümüz. Bugün Avrupa'nın gezilebilir en büyük mağarasını ziyaret edeceğiz. Milyonlarca yıl boyunca Pivka Nehri'nin kireçtaşlarını aşındırmasıyla oluşan büyüleyici bir jeolojik oluşum. Ljubljana'ya yaklaşık 55 dakikalık mesafede. Park Postoınska Jama'nın içinde. Önceden rezervasyonla gurup halinde gezebiliyorsunuz. Park alanı içinde otomobiller, otobüsler ve karavanlar için ayrı ayrı park alanları, restoran, kafe ve hediyelik eşya dükkanları var.










24 km uzunluğunda bir karstik mağara, bunun 5 km si gezilebiliyor. İçinde tren hatları olan tek mağara. 1872 yılında turistler için döşenmiş bu raylarda bugün elektrikli trenlerle seyahat ediliyor. Yaklaşık 5 kilometrelik turistik rotanın ilk ve son 2 kilometresini bu trenlerle geçiyor, orta kısımdaki muazzam salonları ise yürüyerek keşfediyorsunuz.

Bu karanlık sularda yaşayan, halk arasında é insan balığı olarak bilinen Proteus Anguinus adlı kör bir yeraltı semenderi yaşıyor. Hiçbir şey yemeden 10 yıl kadar yaşayabilen ve neredeyse100 yıl ömrü olan bu canlıyı mağara içindeki özel akvaryumda görebiliyorsunuz.

Mağaranın içinde 10.00 kişiyi aynı anda ağırlayabilen ve " Konser Salon" adı verilen devasa bir boşluk bulunuyor. Buranın akustik kalitesi o kadar yüksek ki zaman zaman senfoni orkestraları ve ünlü korolar mağarada özel konserler vermekteymiş.

Yürüyüş  rotamız üzerinde görebileceğimiz kalsiyum karbonat birikmesiyle oluşmuş bembeyaz ve parıltılı 5 metrelik devasa bir dikit var. Bu yapıya Birilliant adı veriliyor ve mağaranın sembolü.

Mağaranın içindeki sıcaklı yaz kış fark etmeksizin her zaman 8 - 10 derece. Yanınıza mutlaka ceket, mont türü giysi alın. Mağara içinde  İngilizce, Almanca, İtalyanca açıklamalar yapılıyor. Girişte dil seçeneklerine göre ayrı ayrı guruplar oluşturuluyor.

Mağara gezimiz sonrası kafeteryada Burek ve meşrubatla öğle yemeğimizi geçiştirip yaklaşık 9 - 10 km mesafedeki Predjama Kalesine geçiyoruz. Mağara ve Kaleyi kombine bilet ile geziyoruz.


Predjama Kalesi, 123 metre yüksekliğindeki dik bir uçurumun tam ortasına, devasa bir mağara ağzının içine inşa edilmiş. Bu sıra dışı yapısıyla Guinness Rekorlar Kitabına " Dünyanın En Büyük Mağara Kalesi" olarak girmiş. 800 yıllık bir geçmişe sahip. Kalenin tarihi Solvenya'nın Robin Hood'u olarak adlandırılan 15. yy. da yaşamış  Erazem Lueger adlı asi











bir şövalye ile özdeşleştirilmiş. Kutsal Roma İmparatorluğu ile ters düşünce Avusturya ordusu kaleyi kuşatmış,  etrafını sarıp teslim olmasını beklemişler. Fakat Erazem ve adamları mağara içindeki tünellri kullanarak dışarıdan gıda ve silah takviyesi almışlar. Hatta açlıktan kaleyi teslim etmesini bekleyen Avusturyalılara taze kiraz ve kızarmış et atarak dalga geçmişler. Kalenin yalçın yapısından dolayı bir yıl süren kuşatma başarısız olunca Avusturyalılar rüşvetle Erazem'in hizmetkarını kendi taraflarını çekiyorlar. Erazem'in en zayıf, korunmasız anında hizmetkar mum yakarak işaret veriyor ve topçu atışıyla Erazem'i öldürüyorlar.

Bu benzersiz atmosfer bir çok sanatçıya ilham vermiştir. Game of Thrones kitabının yazarı George R.R.Martin, 2011 yılında kaleyi ziyaret etmiş ve buradaki mimariden etkilenerek Westeros'taki bazı kale tasarımlarında Predjama'dan ilham almıştır.

Dünyaca ünlü oyuncu Jackie Chan'in 1986 yapımı ünlü aksiyon filmi Tanrının Zırhı filminin bir çok sahnesi bu kalede çekilmiştir.

Ve bir gezinin daha sonu. Doğayı, gölleri, mağaraları, tarihi binaları, kaleleri, öyküleri efsaneleri geride bırakarak yoğun hafta sonu trafiği içinde havalanına doğru yorgun ama mutlu ilerliyoruz.

25 - 28 Haziran 2026

Yazı ve Fotoğraflar:

Mehmet Cengiz Tümer



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder