5 Ekim 2009 Pazartesi

Sular kenti - Venedik / Venezia / Venice

Öncelikle bloggera pek fotoğraf eklemekle uğraşmadığım için Venedik fotoğraflarımın facebook linkini vereceğim, böylece fotoğraflara bakmak isteyen biri orayı inceleyebilir. Link: http://www.facebook.com/album.php?aid=110880&id=550013088

Bu benim ilk gezi yazım olacak bu sebeple üslubum ve yazdıklarım bir gezi yazısından çok bir anıyı andırabilir bunun için şimdiden özrümü kabul edin. Neyse sadede gelelim...

Venedik gezisi benim için iyi ve kötü olarak unutulmaz bir deneyim oldu. Doğrusu hatalarla dolu bir geziydi. Her şey Erasmus için bulunduğum Bolzanoda Uni-Party topluluğunun verdiği Black & White Party ye gitmek üzere burada tanıştığım iki Türk kızıyla buluşunca başladı. "Yarın Venedike gidiyoruz." dediklerinde "Güzel bir plan." dedim ve geziye davet edildim. Yorucu geçen bir partinin ardından gece 03.30 da yatağa girip sabah 06.30 da yataktan çıkarak Venedik gezisine başladık.

Bolzano dan 08.31 treniyle Verona aktarmalı olarak Venedike vardığımda aklımda gezilebilecek yerlere dair hiç bir fikir yoktu. Çünkü hazırlıksız gelmiştim ki bu yaptığım ilk hataydı. Geziye dair yaptığım tek hazırlık sırt çantama şemsiyemi ve ceketimi yerleştirip kendimi yollara vurmak olmuştu.

İstasyondaki "Ufficio Informazione" ye geldiğimizde neredeyse bizim emekli maaşı kuyrukları gibi bir kuyruk gördük ve beklemektense kendimiz gezmeye karar verdik. Gidip bir hediyelik eşya satan dükkandan 3.70€ vererek bir Venedik haritası satın aldım artık gezmeye hazırdım. Harita benim için yeterince ayrıntılıydı ve gezmemiz gereken yerler büyük büyük resimlerle harita üzerinde ifade edilmişti. Bunlar arasında en önemlileri San Marco Meydanı, Rialto Köprüsü ve Santa Maria Meydanıydı.

Ben kafamdan izleyeceğimiz yolu hesaplayıp geçeceğimiz sokakları planlarken; kızlar hatıra fotoğrafları çekmeye başlamıştı bile. Her köprüde her kanalda durup hatıra fotoğrafı çeken bir ikiliye denk geldiğim için şanssızdım ayrıca bu ikilinin bana zerre güvenmediği de ikide bir "Kaybolduk bence yolu başkasına soralım." demelerinden belliydi ki o noktada gezi planımda yaptığım ikinci büyük hatanın farkına vardım. Yeterince tanımadığım insanlarla bir yolculuğa çıkmaktansa yalnız çıkmayı tercih etmem gerekirdi. Bir de şu vardı ki ben ne zaman durup bir kilisenin veya güzel bir binanın fotoğrafını çekmeye çalışsam kendi aralarında "Evet hadi her eski binanın fotoğrafını çekelim." Şeklindeki konuşmalarını duymak rahatsız ediciydi.

İşte bu hatalar nedeniyle önümüzdeki aylarda tek başıma veya daha iyi tanıdığım arkadaşlarımla beraber yeniden Venedik yollarına düşeceğim ve umarım bu sefer daha iyi bir gezi yazısı yazacağım. Artık Venedik hakkında yazmaya başlasam iyi olacak sanırım.

Venedike vardığımızda Santa Lucia tren istasyonunda indik ve haritamı satın aldıktan sonra istasyondan çıktık. Bizi karşılayan Canale Grande kıyısına kurulmuş bir taksi durağı ve bir "otobüs" durağı oldu. Otobüs dediğim daha çok bir çeşit vapur ama vapur demek için de biraz küçük.

Planım önce Santa Maria Meydanını görmek ardında meşhur Ponte di Rialto (Rialto Köprüsü)yu geçip, San Marco Meydanına ulaşmaktı. İstasyonun önündeki Ponte degli Scalzi den Canal Grandeyi geçerek Venediğin dar sokaklarına giriş yaptık. Doğrusu Venedik halkının bu kadar dar sokaklarda yıllardır nasıl yaşadığını merak ediyor insan öyle sokaklar var ki iki kişinin yanyana yürümesi mümkün değil.

Dar sokakları küçük kanalları geçerek ve Ponte Rialtoya doğru giden kalabalığı takip ederek Santa Maria meydanının paralel sokağına geldik. Aslında bir meydandan çok bir kilise bahçesi denilebilir bu meydana. Büyük bir kilise ve önünde küçük bir meydan olan bu yerdeki kilisenin mimarisi görülmeye değer. Yani Venedike gidip de Santa Maria meydanına uğramamak hata olur.

Ardından yine dar sokakları takip ederek Rialtoya doğru yola çıkıyoruz. Sokakların her iki yanı da dondurmacı, pizzeria ve murano camından takılar satan insanlarla dolu. Murano camı Venedike özgü el işçiliği örneği. Çok şık takılar ve saatler bulabilmeniz mümkün.

Ponte di Rialto büyük ve üzerinde dükkanların bulunduğu bir köprü ama ya yüksek beklentilerle gittiğim için ya da gerçekten öyle olduğu için övüldüğü kadar güzel olduğunu iddia edemem. Yine de gitmişken görülmesi gereken bir yer.

Yolumuz yine dar sokaklara ve pasajlara düşüyor ve sonunda San Marco Meydanındayız. İşte bu meydan gerçekten gezilmeye değer bir yer. Etrafındaki Venedik Duomosu diye adlandırabileceğim kilisesi, bir takım resmi daireleri ile güzel mimari örnekleriyle çevrelenmiş büyük bir meydan ve sanki bir açıkhava konseri varmış gibi tıklım tıklım dolu.

Burada da yeteri kadar molamızı verdikten sonra meydandan Canale di San Marco nun kenarına çıkıyoruz. Neredeyse otuzbeş gündür deniz görmemiş benim gibi bir İzmirli için cennet gibi bir yerdeyiz. Kordonu andıran uzun bir cadde ve kıyısında deniz. Caddeyi kesip Venediğin içine ilerleyen kanallar ve onların üzerindeki köprülerle Venediği yaşamaya değer kılabilecek bir cadde.

Artık yorgunluk ve açlık etkisini gösterdiği için istasyona yürüyerek değil otobüs ya da taksi ile dönme planları yapıyoruz. Ancak o zaman Venedikte ulaşımın ucuz olmadığını öğreniyoruz. Otobüs biletleri 6.50€ taksi ise 60€ istiyor. Biz de tekrar yürümeyi ve yürürken bulduğumuz bir yerde yemek yemeyi düşünüyoruz.

Dönüş yolunda bir meydanda şık bir restoran buluyor ve oturuyoruz. Venedikteki çoğu restoranda Coperto(masa ücreti) alınmıyor ama bizim oturduğumuz yerde %12 Servizio(Garsoniye - servis ücreti) var. Kabul edip siparişlerimizi veriyoruz.

Yemekten sonra neredeyse her köşede bulunan "Alle Ferrovia" işaretlerini takip ederek istasyona dönmeye başlıyoruz ama nedense yol gittikçe uzuyor, ve geldiğimiz dar sokaklarda değil de Kıbrıs Şehitlerini andıran geniş bir caddede yürüyoruz. Sanırım Venedikin en geniş caddesi bu olsa gerek. İstasyona vardığımızda haritadan geldiğimiz yolu kontrol ediyorum ve bana Kıbrıs Şehitlerini ve İzmirimi hatırlatan bu sokağın "Strada Nuovo"(yeni sokak) olduğunu öğreniyorum.

İstasyonda sıra beklerken Azeri bir çiftle tanışıyoruz. Türk kardeşler diyerek selamlıyorlar bizi ve ardında Verona aktarmalı trenimizle yeniden Bolzano, yeniden yurt.

Bu geziden bana kalan ise yorgunluk, Venedikin güzellikleri ve yaptığım hatalardan aldığım dersler oluyor.

Kısa kısa Venedik:
+ Murano camı ve gondolları ünlü,
+ Saat kulelerindeki saatler 24 lük sisteme göre, görülmeye değer,
+ Santa Maria meydanı, Rialto Köprüsü ve San Marco meydanı mutlaka görülmesi gereken yerlerden Strada Nuovoya da uğramakta yarar var.

4 yorum:

  1. maceralı gezi.. gezi arkadaşlarına biraz sitem etmişsin ama sabaha kadar partideyken iyiydi tabii :) Biz çocuğu eğitim için yollayalım o neler yapsın :) Neyse, olmuş artık. Sen Venedik'e festival zamanı gidersin, biz de göremediklerimizi senden öğreniriz artık. Eline sağlık ve başarılar.

    YanıtlaSil
  2. ilk yazın için teşekkürler. bu tür gezilerde yol arkadaşlığı önemli. neyse bu ilk deneyimin ve gerekli dersleri çıkarmışsın, önünde uzun bir süre var, çevrendikileri tanıdıkça daha iyi yol arkadaşları bulursun.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Canburak,
    Gezi yazısı zaten "anı"sız olmaz ki!..
    Kalemine, karelerine ve adımlarına sağlık kardeşim...

    YanıtlaSil
  4. Maskelerin şehri Venedik'te bir karnaval, bu karnavalda bir aşk hikayesi. İnsanların kendisinden bir parça bulduğu bir şehir venedik. Gezginlerin dar yollarında kaybolduğu, aşıkların kanallarında gezindiği bir şehir. Ben de aşık bir şekilde bu şehrin sokaklarında gezerken çektiğim fotoğraflar eşliğinde bir hikaye yazdım. Umarım beğenirsiniz.


    Maskelerin ardına sığınmış aşkların şehri, Venedik.

    http://orcun.baslak.com/maskelerin-ardina-siginmis-asklarin-sehri-venedik-karnavali-maske-fotografi/

    YanıtlaSil